Posts tagged Zafer

Anna Kournikova İstanbul Fashion Week’te

Kournikova defileyi bakan Çağlayan ile birlikte izledi 25-28 Ağustos 2010 tarihleri arasında İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde gerçekleştirilecek “İstanbul Fashion Week’in açılış töreni 9.Koza Genç Moda Tasarımcıları yarışması ödül töreni ile gerçekleşti. Açılışa Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve tenis kortlarından modelliğe adım atan Anna Kournikova da katıldı. Soruları yanıtlayan Rus güzel, “Burada bulunmaktan çok büyük heyecan duyuyorum. Burası son birkaç yıldır çok büyümüş. Töreni dört gözle bekliyorum. Çok güzel olacak. Bu ülkeyi çok seviyorum ve moda gösterisini bekliyorum” dedi. “Bir Türk modacının kıyafetini giyip giymeyeceği” sorusuna Kornikova, üzerine bir Arzu Kaprol kıyafeti olduğunu söyleyerek yanıt verdi.

KOZA GENÇ MODA TASARIMCILARI YARIŞMASININ FİNALİNDE ÖDÜLE DEĞER GÖRÜLENLER BELİRLENDİ

Moda dünyasına genç tasarımcılar kazandırmak amacıyla düzenlenen “Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması”nda dereceye girenler belli oldu. İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birliklerinin organize ettiği, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkısıyla, İstanbul Fashion Week 2010, İstanbul Moda Akademisi ve Elle Türkiye işbirliğiyle gerçekleştirilen yarışmanın finali, İTÜ Taşkışla binasında yapıldı. Jürinin ikinci ön elemesiyle “deri” kategorisinden 8, “hazır giyim” kategorisinden 17 finalistin koleksiyonları düzenlenen defileyle jürinin ve konukların beğenisine sunuldu. Jüri, “hazır giyim” kategorisinde, “Doğduğum Yer Doyduğum Yer Kendimi Koyduğum Yer” isimli çalışmasıyla Nil Kandemir, “Suprematizm” adlı çalışmasıyla Burçak Ceylan ve “Spaghetti Junction” isimli çalışmasıyla Esra Ayşe Akkaya’yı ödüle layık gördü. “Deri” kategorisinde ise “Derinliğin Sessizliği” adlı çalışmasıyla Meltem Özbek ve “Koru Kendini” isimli çalışmasıyla Özgür Fırat ödüllendirildi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Antalya Tur Otobus Firmasında Zincirleme Kaza 4 Ölü

Facia ucuz atlatıldı Antalya’da 7’si Tur Otobüsü 4′ü Otomobil Toplam 11 Aracın Karıştığı Zincirleme Trafik Kazasında 3′ü Turist 4 Kişi Yaralandı!.

Kaza, akşam saatlerinde, Yener Ulusoy Bulvarı üzerindeki Güllük Alt Geçidi’nde meydana geldi. Bir aracın ani fren yapması sonucu meydana gelen zincirleme trafik kazasında 7’si tur otobüsü 4′ü otomobil toplam 11 araç birbirine girdi. Aynı firmaya ait tur otobüsleri ve arkasındaki otomobillerde maddi hasar meydana geldi. Kaza sırasında Romanya, Rusya ve İran  vatandaşlarını taşıyan tur otobüslerindeki turistler büyük panik yaşadı. Kazada Romen Teodora Petruscu ile soyadı öğrenilemeyen Serban isimli turist ve Hollanda  vatandaşı Zafer Akgündüz ambulanslarla Özel Anadolu Hastanesi’ne kaldırıldı. Kazada 17 RK 665 plakalı tur otobüsünün şoförü Remzi Özdemir ise hafif şekilde ayağından yaralandı. Özdemir ambulansta tedavi gördükten sonra aşağıya inerek turistlere moral vermeye çalıştı.

Sürücü Remzi Özdemir, “Önümdeki araç aniden durunca ben duramadım. Yolcuları kurtarmak için kendimi feda ettim. Öndeki araca oturduğum taraftan vurdum” dedi!.

Yaklaşık 45 dakika sonra kaza yapan araçların çekilmesi ile alt geçitteki yol trafiğe açıldı. Yaralıların hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi!.

(Doğan Haber Ajansı)

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Antalya’da Trafik Kazası..!

Antalya’da meydana gelen trafik kazasında biri polis iki kişi yaralandı.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Toros Mahallesi 815′nci caddede, emekli beden eğitimi öğretmeni Yaşar Çığırtkan yönetimindeki 07 SH 808 plakalı otomobil, Antalya Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Mehmet Zafer Şahin idaresindeki 07 BRA 93 plakalı otomobil ile çarpıştı.

Kazada, polis memuru Şahin’in otomobilindeki meslektaşı Mahmut Nur ile Çığırtkan’ın aracında bulunan Ferruh Çığırtkan(85) kazada yaralanarak Akdeniz Üniversitesi Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

Kazayla ilgili soruşturma sürüyor.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Kenan Dünya Liderliğine Çok İyi Bir Dereceyle Giriş Yaptı…

Milli motosikletçi Kenan Sofuoğlu, Dünya Supersport Şampiyonası’nda sezonun 9. ayak yarışını ilk sırada tamamlayarak, genel klasmanda liderliğe yükseldi.

Çek Cumhuriyeti’ndeki Brno Pisti’nde koşulan sezonun 9. ayak yarışına 5. sırada başlayan Kenan Sofuoğlu, bir ara 7. sıraya kadar gerilemesine karşın, mücadeleyi birinci bitirdi.

En önemli rakibi olan ve koşuya genel klasmanda ilk sırada başlayan İrlandalı Eugene Laverty, motosikletindeki sorun nedeniyle yarış dışında kalırken, İspanyol Joan Lascorz, mücadeleyi ikinci sırada tamamladı. İngiliz Chaz Davies de 9. ayak koşusunu 3. sırada bitirdi.

HannSpree Ten Kate Honda takımıyla yarışan Kenan Sofuoğlu, genel klasmanda 183 puanla ilk sıraya yükselirken, Lascorz 168 puanla ikinci sırada yer aldı. Laverty ise 161 puanda kalarak, üçüncü sıraya geriledi.

Sofuoğlu, yarış sonrası yaptığı açıklamada, “Çok iyi bir yarış oldu. Dün motosikletimde sorunlarım vardı. Bu sabah takım olarak iyi hazırlandık. Bu zafer benim için önemli. Babam hasta ve bu zaferi ona armağan ediyorum” dedi.

Sezonun 10. ayak yarışı 1 Ağustos’ta İngiltere’nin Silverstone Pisti’nde koşulacak.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

G-20 Sonuç Bildirgesinde neler var?

Kanada’nın Toronto kentinde düzenlenen G-20 Zirvesi’nin Sonuç Bildirgesinde Türkiye’ye teşekkür edilirken, üzerinde uzlaşılan bir karar metne yansıltmalı. İşte Bildirgede yer alan ve almayan kararlar…

Kanada’nın Toronto kentinde düzenlenen G-20 zirvesinde, bütçe açığının indirilmesi hedefinden, bankacılık sistemlerinin daha güvenli hale getirilmesi ve bankalara yeni vergiler getirilmesi konusunda üye ülkelere hareket alanı bırakma gibi bir dizi konuda kararlar alındı.

Zirvenin sonuç bildirisinde üzerinde uzlaşmaya varılan en önemli konu, G-20 ülkelerinin, bütçe açıklarının 2013 yılına kadar yarı yarıya indirilmesi taahhüdünde bulunulması oldu. Zirvede, küresel krizden çıkış usullerinde ise tam bir mutabakat sağlanamadı.

Bu kararın, Yunanistan’daki mali krizden sonra bütçe açıklarını indirme konusunu gündemin üst sıralarına taşıyan Avrupa açısından “diplomatik zafer” niteliği taşıdığı, ABD’nin ise “kaybeden taraf” olduğu yorumları yapılıyor.

Amerikan yönetimi, henüz küresel durgunluktan çıkış noktasına gelinmediğini, dolayısıyla bütçe açığına olumsuz etkide bulunsa da ekonomiyi canlandırma harcamalarına biraz daha devam etmek gerektiğini savunuyordu.

ABD Başkanı Barack Obama, bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin bu tutumuna karşın, zirvede G-20 ülkelerinin bütçe açıklarının yarıya indirilmesine dair ortaya koyulan hedefi memnuniyetle karşıladığını, ancak kısa vadede mali güçleri yetebilen ülkelerde teşvik ödeneklerinin sürdürülmesinin önemli olduğunu belirtti.

Özellikle ABD ve birçok ülkenin bütçe açığını yarıya indirme hedefinin ulaşılabilirliği konusunda ise bazı uzmanlarca soru işaretleri dile getiriliyor.

-”TEDBİRLERİN UYGULANMASI, HEDEF KOYMAKTAN DAHA ÖNEMLİ”-

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn, G-20 ülkelerinin 2013 yılına kadar bütçe açıklarını yarı yarıya azaltma hedefinden öte, bu ülkelerin borçlarını düşürmek için hayata geçirdikleri önlemlerin daha önemli olduğunu söyledi.

Kahn, G-20 zirvesinin kapanışının ardından düzenlediği basın toplantısında, devlet borçlarını azaltmaya dönük ortak hedef koyulmasının sorunu “fazla basitleştirdiğini” savunarak, “Bütçe açıklarının yarı yarıya azaltılmasından konuşmak sorunu fazla basitleştiriyor, çünkü bu ülkeden ülkeye değişen birşey. Ülkelerin doğru tedbirleri hayata geçirmesine daha fazla ilgi gösteriyorum” dedi.

IMF Başkanı, zirveden sonra, G-20 üyelerinin küresel canlanmanın durmamasını sağlamak için politikalarını koordine etme istekliliği konusunda daha iyimser olduğunu kaydetti.

-SONUÇ BİLDİRİSİNDE TÜRKİYE’YE TEŞEKKÜR-

G-20 sonuç bildirisinde, En Az Gelişmiş Ülkeler’in (LDC) küresel ekonomik sisteme aktif şekilde katılmaları ve istifade etmelerini sağlamanın önemine işaret edilerek, “Bu bağlamda, BM’nin 4′üncü ‘En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na ev sahipliği yapma kararından dolayı teşekkür ederiz” ifadesi kullanıldı.

Bildiride, G-20 liderlerinin bütçe açıklarını azaltma ve bankacılık sistemlerini daha güvenli hale getirme konularında “farklılaştırılmış ve özel biçilmiş” politikalar uygulayacakları açıklamasına yer verilirken, bankaları vergilendirerek muhtemel yeni krizlerde kullanılacak fonlar yaratma ve daha sıkı banka sermaye kuralları uygulama gibi tartışılan konularda nasıl davranacakları konusunda üye ülkelere hareket alanı bırakıldı.

G-20 ülkeleri, daha sıkı kurallara tabi olmaları konusunda bankalara daha fazla zaman verilmesini kabul etti.

-ÇİN’İN PARA BİRİMİYLE İLGİLİ ESNEKLİK KARARI, SONUÇ BİLDİRİSİNDE YER ALMADI-

Çin, sonuç bildirisinde para birimi Yuanı daha esnek hale getirme kararına “olumlu manada” dahi değinilmesine karşı çıktı ve bunun üzerine son dakikada Yuan ile ilgili kısım metinden çıkarıldı.

IMF Başkanı Kahn, sonuç bildirisinde bu hususa yer verilmemesinin “çok da önemli olmadığını” belirterek, “Önemli olan şey şu; Çin, bu hareketiyle (para birimini esnek hale getirme kararı), küresel ekonominin yeniden dengelenmesi yolundaki toplu çabanın bir parçası olmak istediğini gösterdi” diye konuştu.

Bildiride, G-20 ülkelerinin birinci önceliğinin, ekonomik iyileşmenin güçlendirilmesi ve kamu borçlarının büyümeyi yavaşlatmadan temizlenmesi olduğu bildirildi.

G-20 liderleri, yükselen ekonomik güçlerin IMF’de oy gücünü artıran düzenlemeler içeren anlaşmayı 11-12 Kasımda Seul’de yapılacak G-20 zirvesine dek karar bağlama çağrısında da bulundu.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Hak-İş’ten istihdamda yanlış adım uyarısı

Hak-İş, istihdam stratejilerinin belirlenmesi ve işsizlik sorununun çözümü için alınacak kararlar ve atılacak adımlar konusunda uyarılarda bulundu.

Konfederasyon, Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağına ilişkin görüş ve önerilerini içeren bir rapor hazırlayarak Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’e iletti.

Raporda, güvenceli esneklik, esnek çalışma modelleri, fazla çalışma süreleri, özel istihdam büroları-geçici iş ilişkisi, bölgesel asgari ücret gibi konularda değerlendirmelerde bulunuldu.

Raporda, yatırımlar arttırılıp yeni iş yerleri veya işler ortaya çıkarılmadan, çalışma saatleri azaltılıp artan iş saatleri için işsizler istihdam edilmeden başvurulacak hiçbir yolun işsizliğe çare olmayacağı vurgulandı.

Güvenceli esneklik, esnek çalışma modelleri, fazla çalışma süreleri gibi kavramların ”insana yakışır iş” perspektifinde tartışılması gerektiği belirtilen raporda, işveren kesiminin ”devrim” niteliğinde olduğunu belirttiği İş Kanunu ile çalışma hayatının esnekleşmesi adına bir çok değişiklik yapıldığına işaret edildi.

Öncelikle İş Kanunu’nun alt işverenlik, geçici iş ilişkisi, belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi, kısmi ve tam süreli iş sözleşmesi, çağrı üzerine çalışma, fazla çalışma ücreti ve çalışma süresi ile ilgili hükümleriyle gelen ”esnek çalışma” uygulamalarının beraberinde getirdiği sorunların çözülmesi gerektiği belirtilen raporda, esnek çalışma modellerine sosyal güvenlik sistemi açısından da dikkat edilmesi gerektiği ifade edildi.

‘SOSYAL GÜVENLİK ‘TAMLAR’ ÜZERİNE KURULU’

Türk sosyal güvenlik sisteminin, tam çalışma, işsiz kalmama, tam istihdam gibi her şeyin ”tam” olduğu bir çalışma hayatı üzerine kurulduğuna dikkat çekilen raporda, esnek çalışma modelleri ile sigortalılık kavramının hukuki yapısında bir sorun olmamakla birlikte sosyal sigorta haklarının kazanılmasında kısa vadeli sigorta kolları ve uzun vadeli sigorta kollarından hak sahibi olmada uygulamada hak kayıplarının yaşanmasının kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunuldu.

Raporda, şunlar kaydedildi:

”Özellikle sosyal sigorta haklarının denetimi bakımından öngörülen bazı tedbirlerde ay 30 gün esasından hareketle tebliğde öngörülen şartlar haricinde işverenin, işçinin neden 30 günden az çalıştığını kabul edilebilir gerekçeye dayandırılarak bildirmesi aksi halde idari para cezası ile karşı karşıya kalmasına neden olacak hukuki yapı öngörülmüştür. Bu uygulama İş Kanunu’ndaki esnek çalışma modelleri dikkate alındığında tutarsız bir düzenlemedir.”

‘KIDEM TAZMİNATI GELİŞTİRİLMELİDİR’

Hak-İş’in kıdem tazminatı konusunda bir fon oluşturulmasını eskiden beri savunduğu ifade edilen raporda, ”Kıdem tazminatının bir fona bağlanması hükmü İş Kanunumuza 1975 yılında girmiştir.

O günden bu güne kadar maalesef bu konu gerçekleşememiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun hazırlık aşamasında görev alan 9 kişilik Bilim Heyetinin de tavsiyelerine uygun olarak hazırlanan taslak metin üzerinde gerekli düzeltmeler yapılarak o taslağın tasarıya dönüştürülmesi ve kanunlaşması tüm çalışma hayatımızı son derece rahatlatacak hem işçiler için ve hem de işverenler için son derece müspet katkılar sağlayacaktır” görüşüne yer verildi.

Kıdem tazminatına ilişkin mevcut durumun fona dönüştürülmesi ile ilgili mahzur olarak anlatılanların fonun sağlayacağı katkılar karşısında son derece zayıf düştüğü savunulan raporda, ”Ekonomik açıdan, sosyal hayatın tanzimi açısından son derece faydalı olacak bir kıdem tazminatı fonu, hak kayıplarına yol açmadan, kazanılmış hakları güvence altına alacak şekilde devlet güvencesinde geliştirilmelidir” denildi.

‘KİRALIK İŞÇİLİK KABUL EDİLEMEZ’

Kamuoyunda ”kiralık işçilik” olarak bilinen, ”özel istihdam bürolarının mesleki faaliyet olarak geçici iş ilişkisinde bulunmasına yönelik düzenlemelerin, iş piyasasında kaos yaratacağı” değerlendirmesinde bulunulan raporda, bu büroların aracı kurum olma niteliğinden çıkarılarak doğrudan işverenmiş gibi çalışmalarının asla kabul edilemeyeceği vurgulandı. Raporda, şunlar kaydedildi:

”Sosyal koruma sitemleri geliştirilmemişken, İş Kanunu’nun uygulanması tam olarak sağlanamamışken, esnek çalışma modellerinin sosyal güvenlik boyutu sağlam temellere oturtulmamışken, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller dururken, toplu iş sözleşmelerinin kapsamı AB ülkelerine kıyasla sınırlıyken oldubittiye getirilerek yapılacak bir düzenleme iş piyasasında bir kaos yaşanmasına neden olacak, işsizlik ve beraberindeki sorunların, çalışma hayatında yaşanacak sorunlarla birlikte daha da derinleşmesine neden olacaktır.”

2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’na ilişin değişiklik teklifinin neden yasalaştırılamadığının izah edilemediği ifade edilen raporda, bu değişikliğin birkaç maddedeki iyileştirmelerle çalışma yaşamına rahatlama getireceği belirtildi.

‘BÖLGESEL ASGARİ ÜCRET…’

Bölgesel asgari ücret tartışmasının başlatılmasının dahi bir dizi sıkıntıyı beraberinde getireceğini savunulan raporda, şu görüşlere yer verildi:

”Bölgesel asgari ücret uygulaması geçmişte ülkemizde 3 yıl uygulanmış ve başarılı olmamıştır. Bölgesel asgari ücret uygulamaya geçirilirse toplumsal, ekonomik ve teknik açıdan bir dizi soruna neden olacaktır.

Bölgesel asgari ücret, gelir adaletsizliğini artıracağı, yoksulluğu derinleştireceği, politik istismar konusu yapılarak bölgesel ayrımcılığı körükleyeceği için toplumsal sorunlara neden olacaktır.

Toplu iş sözleşmesi düzenini torpilleyeceği, istihdama katkı sağlamayacağı ve haksız rekabet yaratacağı için de bölgesel asgari ücret ekonomik ve sosyal sorunlara yol açacaktır.

Bölgesel asgari ücret, emeklilik ya da işsizlik ödenekleri ile asgari ücrete bağlı cezalar başta olmak üzere asgari ücrete dayalı konularda teknik açıdan bir kargaşaya neden olacaktır.

İşverenlerin istediği üretim maliyetlerini ve vergi yüklerini azaltmaksa, zaten hükümet yeni uygulamalar ile yaygın bir şekilde sektörel boyutu da olan teşvik uygulamalarına başlamıştır.

Ayrıca devlet asgari ücret üzerindeki işveren yükünün bir bölümünü de üstlenmiştir. Firmalara ürettikleri gıda, giyim, mobilya ve dayanıklı tüketim malları için mevcut satış fiyatları üzerinden bölgesel fiyatlandırma ile geri kalmış bölgelere daha düşük fiyat uygulamalarının istenmesi ne derece mantıklı değilse, yeni tartışmaya konu olan bölgesel asgari ücret de o derece mantıklıdır.

Yapılması gereken, gelir adaletsizliğini giderecek politikalar üretmektir. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi geliri olmayan herkese asgari düzeyde bir gelirin sağlandığı, düzenli gelir yardımı sistemi kurulmalıdır.”

‘YENİDEN TARTIŞILMALI’

Hak-İş’in raporunda, 2023 yılına kadar Türkiye iş piyasasının sorunlarının hafifletilmesini hedefleyen bir strateji belgesinin sağlam temellere oturtulmasının ve taraflarla daha fazla tartışılmasının önem taşıdığı vurgulanarak, ”Atılacak yanlış adımların faturası ve oluşacak kaos, gündemi yoğun olan ülkemiz açısından, tahribatlar yaratacak kadar ağır olabilecektir” denildi.

Raporda, taraflardan alınan görüşlerin yapılacak bir toplantıda, taslak metin üzerinden yeniden tartışılmasının faydalı olacağı kaydedildi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

2 bin 200 işadamı İstanbul’da buluşuyor

TUSKON’un bu sene ikincisini organize ettiği Türkiye-Dünya Ticaret Köprüleri daha geniş bir katılımla gerçekleştirilecek. Dünyanın 135 ülkesinden 2 bin 200 işadamı, iş görüşmesi için pazartesi günü İstanbul’da olacak.

Türkiye ile dünya ülkeleri arasında ticaret köprüleri kuran Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), yeni ihracat kapıları açan Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü buluşmasının ikincisini düzenliyor. Dünyanın en büyük ticari organizasyonları arasında gösterilen Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü 14 Haziran Pazartesi günü İstanbul’da yapılacak.

Ticaret zirvesi 6 kıtadan 2 bin 200 işadamını, bin 200 Türk müteşebbisle bir araya getirecek. Pazartesi günü başlayacak zirvede 135 farklı ülkeden binlerce işadamının 100 binin üzerinde iş görüşmesi yapması planlanıyor. Programda ayrıca işadamlarının yabancı meslektaşlarıyla birebir görüşebilmesi için dünyada ilk defa ‘randevu standı’ sistemi uygulanmaya başlanacak. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın (DTM) koordinasyonunda ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) desteğiyle gerçekleştirilecek organizasyon kapsamında bin 600 tercüman görev alırken, konuşmalar 38 farklı dile tercüme edilecek.

Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü programı Dış Ticaret’ten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın başkanlığında katılımcı 30 ülke bakanlarının bir araya geldiği İstanbul Conrad Otel’deki Bakanlar Zirvesi ile başlayacak. Etkinliğin resmi açılışı ise salı günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan katılımıyla gerçekleşecek. Devlet adamları, hem ülkeler arasındaki ticari ilişkileri artırmayı hem de muhtemel sorunların çözümünü ele alacak.

Türkiye Yatırım Destekleme ve Tanıtım Ajansı Başkanı Alparslan Korkmaz da konuk bakanlara Türkiye’deki yatırım imkânları ve farklı alanlarda yapılabilecek ortak projeler konusunda bilgi verecek. Bu toplantının ardından Türkiye’ye gelen devlet bakanları ve işadamları İstanbul turu yapacak. 15 Haziran Salı günü İstanbul Sütlüce Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki resmi açılışı ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yapacak. Bunun yanında Rus Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı Alexander N. Shokhin ve Avrupa Halklar Partisi Başkanı Wilfried Martens de etkinlikte yerli ve yabancı işadamlarına hitap edecek. 16 Haziran’da Asya Pasifik, Avrupa, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Ortadoğu’dan gelen işadamlarıyla, 17 Haziran’da ise Afrika ve Avrasya’dan gelen müteşebbislerle ikili iş görüşmeleri yapılacak. Bunun yanında konuk işadamlarının Türk ürünlerini daha kolay analiz edebilmeleri için de 398 stant hazırlanacak.

Altı gün sürecek programlar dahilinde konuk işadamları heyetler halinde 62 ili ziyaret ederek, bölgedeki işadamları ile yatırımlar ve yeni işbirlikleri konusunda birtakım görüşmelerde bulunacak. Böylece Anadolu’daki küçük ve orta ölçekli işletmelere de ihracatçı olmanın yolları açılacak. Türkiye, son yıllarda bu ve benzeri organizasyonlar sayesinde Afrika gibi yeni pazarlara mal ihraç etme imkânı buldu.

TUSKON, ayrıca geçen yıl uygulamaya başlattığı ev ziyaretlerine bu yıl da devam edecek. Ülkemize gelen işadamları kendi branşındaki meslektaşlarının evlerine de misafir olacak. Bu sayede konuklara Türk misafirperverliği gösterilecek ve Türk kültürü tanıtılacak.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Erdoğan! 15 Miyon Dolar İddasini Yalanladı!


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, medyada yer alan Türkiye’ye Suudi kaynaklardan 15 milyar dolar girdiği yönündeki iddiaların yalan olduğunu ifade etti. Erdoğan, bankaların mevduatındaki artışın kaynağının 2006 yılında döviz kurunda meydana gelen değişimden kaynaklandığını söyledi.

Türkiye Yatırım Danışma Konyesi’nin Altıncı Toplantısı sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erdi. Bildirinin açıklandığı toplantıya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominigue Strauss Kahn, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Philippe Le Houerou, Avrupa Yatırım Bankası Başkanı Philippe Maystadt, Coca Cola CEO’su Muhtar Kent’in de aralarında bulunduğu çok sayıda büyük firmanın üst düzey temsilcisi katıldı.

Sonuç bildirgesinin okunmasının ardından söz alan IMF Başkanı Kahn ve Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Houerou Türkiye’nin kriz döneminde uyguladığı ekonomi politikalarının önemine işaret etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise, toplantıda konsey üyelerinin Türkiye’nin güçlenen ekonomik yapısını teyit ettiklerini ve hükümetin kararlı politikaları sayesinde Türkiye’nin küresel krizden en az etkilenen ülkelerden birisi olduğunu belirttiklerini dile getirdi.

Türkiye’nin kriz dönemini özellikle kamu maliyesinde ciddi bozulma yaşanmadan ve finan sektörüne müdahale edilme gereği duymadan geçtiğini hatırlatan Erdoğan, “Uluslar arası kuruluşlar tarafından sürekli yukarı yönde revize edilen pozitif büyüme bu günkü toplantıda gündeme gelmiş yatırım ortamına büyük katkı sağlayacağı ifade edilmiştir.” diye konuştu.

Konsey üyelerinin kendilerine bazı konlarda ise tavsiyelerde bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, bu gün toplantıda alınan kararların titizlikle takip edileceği teminatını verdi.

Konuşmaların ardından katılımcılar basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir basın mensubunun “Bazı medya organlarında Suudilerden Türkiye’ye 15 milyar dolar giriş oldu iddiası var. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?” sorusu üzerine Erdoğan, iddianın tamamen asılsız ve yalan olduğu cevabını verdi. Erdoğan, “Bazı basın yayın organlarında yer alan 15 milyar dolar geldiği portföy yatırımı ve artış iddiaları tamamı ile yalandır. Bunların aslı astarı yoktur. Bu yalanlara lütfen prim vermeyin. Bir defa haberde yer alan ‘Mayıs 2006 da mevduatta aylık artış 23 milyar TL yüzde 10 rekor kırdı’ ifadesinde bahsedilen mevduat yurt içi yerleşiklerin mevduatıdır. Artışın kaynağı esas olarak 2006 Mayıs’ta döviz kurunda meydana gelen değişimdir. Merkez bankası açıklama yaptı. Güçlü ekonomik yapınız varsa bu tür girişler de olacaktır, doğrudan yatırım noktasında geçen yıl 7,7 milyar dolar oldu. Bu yılki beklentimiz bunun üstünde olacağı istikametinde. Bu yöndeki çalışmalarımızı da özel sektör yatırım ajansı ile birlikte yoğun şekilde devam ettiriyoruz.” şeklinde konuştu.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

ABD basını İran’a yaptırımı sorguluyor

BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yeni yaptırım kararının kabul edilmesinin, İran üzerinde hedeflenen etkiyi sağlamadaki başarısı ve ABD Başkanı Barack Obama için “zafer” niteliği taşıyıp taşımadığı Amerikan basınında sorgulanıyor.

Washington Post gazetesi, duruma farklı açılardan bakan uzman görüşlerine yer verdi.

Bilim ve Güvenlik Enstitüsü Başkanı David Albright, kararın kabulünün, “ABD için önemli bir zafer” olduğu ve Washington’ın müzakere pozisyonunu güçlendirdiği yorumunda bulundu. Albright, “Karar ülkelere, hatta Çin’e bile, İran’ın hassas teçhizatı yasa dışı satın alması yeteneğinden mahrum edilmesi yönünde yeni baskılar yaratıyor” ifadesini kullandı.

Buna karşıt görüş olarak, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Orta Doğu konusundaki eski uzmanlarından Flynt Leverett ise, yaptırımların “önemli oranda zayıf” olduğunu ve kararda özellikle mali konularda bir dizi “isteğe bağlı yaptırımın” bulunduğunu savundu. Leverett, “ABD ve bazı müttefikleri dışında başka hiçkimse tarafından takip edilmeyecek olan, isteğe bağlı bu yaptırımların net etkisi, İran’da iş fırsatlarının batılı ülkelerden Çin ve diğer batılı olmayan güçlere dağıtılması olacak” dedi.

-”KARARDA NELER YOK?”-

Gazete, kararda bulunmayan unsurları şöyle sıraladı:

“-İran’ın kazanç sağladığı petrol ticareti üzerinde kısıtlamalar yer almıyor ve bu ülkenin enerji sektörüne yeni yaptırımların durdurulmasına yönelik ABD destekli tekliften hiç bahsedilmiyor.

-Karar metni, ABD ve Fransa tarafından istenen kapsamlı silah ambargosunu içermiyor ayrıca İran’ın hafif silahlar satın almasına ve Rusya’dan, yerden havaya atılan 5 füzenin satın alımına imkan sağlıyor.

-İran Devrim Muhafızları ile mali ilişkilere yönelik kapsamlı bir yasak bulunmuyor.

-Ülkelerin yasaklı malzeme taşıdığından şüphelenilen İran gemilerine çıkmasına yönelik bir koşul yer almıyor.”

Gazetede Glenn Kessler imzalı analizde de, “BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada alınan 2′ye karşı 12 oyluk sonucun bir soru işaretini de beraberinde getirdiği” yorumu yapıldı. Önce İran’a açılımda bulunmaya çalışıp daha sonra müttefikleriyle aylarca beraber çalışan bir yönetim, nasıl oldu da George W. Bush’un ABD başkanı olduğu dönemden daha düşük bir uluslararası birliktelik yaratabildi?” ifadesi kullanıldı.

Bush’un İran ile teması reddettiği ve uluslararası meselelerde sıklıkla tek taraflı hareket etmekle eleştirildiği hatırlatılan yazıda, o dönemde bile İran’a yaptırımlar konusunda tek bir BM Güvenlik Konseyi kararında bile muhalif oy çıkmadığına dikkat çekildi.

-TÜRKİYE VE BREZİLYA NEDEN “HAYIR” DEDİ?-

Türkiye ve Brezilya’nın “hayır” oyu kullanması, Lübnan’ın da “çekimser” kalmasının nedenleri sorgulanan yazıda, “Kısmen bunun cevabı, zamanın değişmesi. Türkiye ve Brezilya’nın, son aylarda İran ile kendi diplomatik girişimleri oldu. Buna ek olarak, ABD’nin desteklediği yaptırımlar rejimi, öncekilerden daha agresif” ifadelerine yer verildi.

Yazıya göre, Amerikalı yetkililer ise, Bush’un döneminde alınan kararların İran’ın nükleer silah arayışını durduramadığını ve bu son kararın en azından Tahran’a yeni baskılar getirilmesi potansiyelini taşıdığını belirtiyor. Yetkililer, yönetimin, Bush’un aksine, sorunun çözümü yolunda diyalog olasılığını açık tuttuğu, Rusya ve Çin’in desteğinin alınmasının ise çok önemli bir başarı olduğu yorumunda bulunuyor.

-KARARA DAİR KARŞIT GÖRÜŞLER-

Yönetimi eleştiren kesimler, BM Güvenlik Konseyi’nde tam birliği yansıtmayan sonucun ABD’nin uluslararası diplomasideki zayıflığından kaynaklandığını ileri sürerken, yönetimin destekçileri ise, Obama’nın Bush’tan “eli zayıf bir miras” aldığını savunuyor.

Bush döneminde ulusal güvenlik danışman yardımcılığı yapan Elliott Abrams, Bush zamanında BM Güvenlik Konseyi’nde oy birliği olduğunu, Obama’da ise bunun sağlanamadığını belirterek bunu “ironik” olarak niteledi. Abrams, bunun nedeninin, “ABD’nin zayıflığının boşluk yaratması ve diğer ülkelerin bu boşluğu doldurmaya çalışması” olduğunu öne sürdü.

Brookings Enstitüsü Dış Politika Araştırmaları Başkan Yardımcısı Martin Indyk, “hayır” oylarının, “Amerikan etkisini en tepedeyken heba eden ve bölgesel güçlerin daha büyük arzular ve bağımsızlık duygusuyla ortaya çıkmasına imkan veren Bush politikalarının kısmi bir sonucu olarak, uluslararası meselelerdeki değişen şablonların bir ürünü” olduğu görüşünü dile getirdi.

Indyk, Rusya ve Çin’in, yeni yaptırım kararına katılmasını, “Obama yönetiminin, ABD’nin sonuçları artık dikte edemeyeceği bir dönemde BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin uzlaşısının sağlanması yolunda dikkate değer bir başarısı olduğu” şeklinde değerlendirdi.

Carnegie Endowment adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Mark Hibbs de, yaptırım oylamasının, uluslararası toplum içinde İran’a karşı bir tavır oluşturulması sürecinin devam ettiğini belirtti.

Washington Post’taki analizde, Türkiye ve Brezilya’nın “hayır” oylarının, Tahran’ı, “teslim olmama” duruşu sergilemesi için cesaretlendirebileceği yorumunda bulunuldu.

-KARAR, OBAMA İÇİN BİR ZAFER Mİ?-

Gazetede Jackson Diehl imzalı, “İran bugünkü BM oylamasından ne kazandı?” başlıklı yazıda da, Obama yönetiminin dünkü kararın ardından “diplomatik zafer” iddiasında olmasına rağmen, İran yönetiminin de “memnun olmak” için nedenleri bulunduğu görüşü ifade edildi.

İran’ın, kararın “geç, zayıf ve ülkenin diplomatik izolasyonunu artırmak yerine hafifletmesinin daha olası olduğu” tezini işleyebileceğini savunan Diehl, onaylanan yaptırımların, İran’ın benzin ya da yerel enerji sektörüne değinmediğine işaret etti. Diehl, bu durumun Çin ve Rusya’nın bu ülkeye yatırımlarına devam edebileceği anlamına geldiğini öne sürdü.

Diehl, yaptırımların, ABD’nin istediğinden 6 ay daha geç bir zamanda kabul edildiği hususunun da İran yönetimi tarafından işlenebileceğini, bu sürede İran’ın uranyum zenginleştirmeye devam ettiğini belirtti.

İran’a yaptırımlar konusundaki bir BM Güvenlik Konseyi kararında ilk kez “hayır” oylarının çıktığını dile getiren Diehl, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva’nın geçen ay Tahran’da İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile buluşmasının İran açısından ifade ettiği diplomatik başarının, dünkü kararın ABD açısından taşıdığı diplomatik başarıyla aynı büyüklükte olduğu” yorumunu yaptı.

Ahmedinejad’ın, kendi ülkesinde giderek güçlendiği görüşünü savunan Diehl, “Dolayısıyla Obama yönetimi bugün kutlama yapabilir. Ahmedinejad’ın çevresindekiler ise karşı çıkarak, (Kamuoyu önünde kızgın bir tepki vereceğiz ancak özelde, kutlamak için nedenlerimiz var. Yönetimimiz nükleer bomba üretmeye artık daha yakın ve bir yıl öncesine göre yurt içi ve yurt dışında çok daha güvenliyiz) diyecek” ifadelerini kullandı.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Bursa’da Şampiyonluk Coşkusu Devam Ediyor.

Yeşil beyazlı ekibin 47 yıl sonra yakaladığı başarının ardından zafer sarhoşluğu yaşayan Bursa  halkı her gün yeni bir kutlama organizasyonu düzenliyor. Bursa’nın Merkez Osmangazi  ilçesi sınırlarında bulunan Okçular çarşısı esnafı bugün çarşı içinde meşale şov ve tezahüratlarla Bursaspor’un şampiyonluk kutlamaları düzenledi. Sabahın erken saatlerinde çarşı içinde bulunan megafonlardan duyuru yapan esnaf, akşam saatlerinde Okçular Çarşısı girişinde toplandı. Dükkanlarının önüne çıkan esnaf, önce meşalelerle görsel bir şov düzenledi, ardından da tezahüratlarıyla tüm çarşıyı inletti. Alış-veriş için çarşıya gelen Bursalılar da kutlamalara eşlik etti. Kadın erkek, genç yaşlı çarşı içinde davul zurna eşliğinde oynayıp şampiyonluğu gönüllerince kutladı.

3 YAŞINDAKİ ÇOCUKTAN TİMSAH ŞOV

Kutlamaların sürdüğü esnada Berat Cengiz isimli 3 yaşındaki çocuk esnafın önüne geçerek timsah yürüyüşü yapmaya

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati