Posts tagged Yerel

Sahte Doların gösterdiği acı gerçek

New York’un göbeğinde elinde sahte para ile şaşkına dönen Cemal Demir, başa gelen çekilir deyip, öfkesi yatışınca doyumsuz üslubu ve kıvrak kalemiyle kalpazanlığın kısa tarihini yazdı.

Elimdeki kağıda bakıp iç geçirerek yazıyorum bu mektubu. Kağıdı anlatacam tabii ki ama şimdi hikayeyi anlaşılır kılmam için ta başa dönmem lazım. 16’ncı yüzyıla bugünkü Çek Cumhuriyeti içinde kalan Bohemia’da bugünkü adıyla ‘’Jachymov’’ kasabasına gideceğiz. 1500’lü yıllarda adı ‘Joachimstal’dı. Kaplıcalarıyla mutlu mesut yaşayan bir kasabaydı. Joachim, Joseph’in(Yusuf) yerel dildeki söylenişi.

Almanca ‘’thal’’ ya da bugünlerde çok daha yaygın haliyle ‘tal’ ise ‘’vadi’’ demek. İngilizce’deki ‘’dale’’nin akrabası. Misal ‘’Glendale’’ dediğinizde, ‘’Glen Vadisi’’ demiş oluyorsunuz. Joachimstal da Joachim Vadisi demek.

Bir yandan ‘’la havle’’ çekip iftar saatine bakıp bir yandan da ‘’Çok da ihtiyacımız vardı şimdi bu bilgiye Allah razı olsun’’ diyecek mektup arkadaşlarıma, ‘’Bu tepkiyi çok erken harcadınız. Mektubun geri kalanına kimbilir neler diyeceksiniz…’’ diye güleyazıyorum ama ciddiyetle devam edeceğim.

Bu kasabaya sırf turistik gezi için gelmedik.  1500’lü yıllarda gümüş bulunmuş, onun için geldik. Gümüş bulununca bölgenin kontu ‘’Joachimstaler’’ dediği gümüş bir sikke basmaya başlamış. Ancak zamanla kısaca ‘taler’ demişler bu sikkeye.

‘’Sikke’’ Arapça, madeni para, mühür ve ölüm gibi anlamlara geliyor. İtalyanlar bunu almış ve madeni para basma işlemine ‘’zecca’’ demişler. Bugün bile bir Altın paraya ‘’zecchino’’ diyorlar. Orda kalmamış İngilizler de onlardan ‘’sequin’’ şeklinde almışlar. Bugün bile altın süs paralara ya da elbiselere takılan bizim pul dediğimiz madeni süslemelere ‘sequin’ diyorlar.

Bankada ne kadar altın ya da gümüşünüz olduğunu gösteren ‘’banknot (banka kağıdı)’’ kullanılmadan önce bütün alışveriş madeni paralarla yapılırdı. Anglo Saksonlar bu madeni paralara ‘coin’ diyor. Bizim darphane dediğimiz metal para basma yerine ve işine ise ‘mint’ diyorlar. ‘Money’ kelimesi ve ‘mint’ kelimesi aynı kökten geliyor. Antik Roma’da paralar, Satürn’ün kızı ve Jupiter’in karısı olan devlet tanrıçası Juno Moneta’nın tapınağında basılırdı. Money kelimesi ‘’uyarıcı’’ anlamına gelen bu Moneta’dan geliyor. IMF’nin adındaki ‘Monetary’ kelimesi gibi…

Osmanlı, 16. yüzyıldan önce çıkardığı akçeden büyük gümüş sikke türüne ‘para’ demiş. ‘’Para’’ kelimesi büyük ihtimalle ‘pare – parça’ kelimesinden geliyor.  Parça kelimesi, eski Yunancaya kadar gidiyor. Parti, partner, porsiyon hep bizim ‘para’nın akrabaları.

Vakti zamanında kullanılmış çoğunlukla gümüş çeşitli paraların adlarını günlük konuşmalarımızda artık genel olarak para yerine kullandığımız da oluyor. Mesela ‘’parasız kaldım’’ yerine ‘’meteliksiz kaldım’’ diyoruz. Eskiden 10 ‘para’ değerindeki gümüş sikkeye ‘’metelik’’ denirdi. Fransızların ‘’monnaie métallique’’ yani ‘metalik para’sından almış ismini. Sonradan fakirliğin sembolü oldu. İnsanlar ne kadar muhtaç durumda olduklarını anlatmak için, ‘’1 metelik için kiralık katil bile olabilirim’’ dediler. ‘’Meteliğe kurşun sıkmak’’ deyimi burdan geliyor. Hakeza, bakırdan yapılmış, iki buçuk para değerindeki sikke olan ‘’mangır’’ da günümüzde para yerine kullandığımız isimlerden biri olmuş.

Eskiden günlük alışverişte para demek gümüş demekti. Genelde günlük tedavülde kullanılan para ‘gümüş’ sikke olurdu. Çok büyük alışverişlerde altın para kullanılırdı. Birçok ülkenin kültürün eskiden beri kullandığı para kelimeleri de genelde gümüşle ve gümüş miktarıyla alakalıdır bu sebeple. Mesela bizim ‘akçe’ beyazca anlamına gelir. Renginden dolayı gümüş paraya böyle demişiz. Anglo Saksonlar ‘white money’ diyor. Gümüş para basan krallar bu sikkelerin içereceği gümüş miktarına da karar veriyordu. Kralların beylerin saltanatları eridikçe paradaki gümüş oranını da azalttılar. Haliyle egemenlik çürüdükçe gümüş oranı azaldığı için de paranın rengi de kararmaya başlıyordu. ‘Kara para’ ifadesi ekonomi literatürüne böyle girdi. Şekspir’in ünlü oyununda Üçüncü Richard, gümüş oranı düşük paraya, ‘’monnaie noire (siyah para)’’ diyor.

Osmanlı 120 akçelik gümüş paraya ise ‘ğuruş’ demiş. Almanların 1610’dan itibaren basmaya başladığı bir gümüş para olan ‘groschen’dan geliyor ‘kuruş’ kelimesi. ‘Kalın / kaba’ gibi anlamlara sahip. Zira bu Alman gümüş sikkesinin özelliği kalınlığıymış. İngilizce’deki ‘gross’ kelimesi de bizim kuruş ile aynı kökten. Bizim ‘gayrisafi milli hasıla’’ dediğimize onlar ‘’gross domestic product’’ diyorlar. Biz de zamanla fakirliğin ve azlığın sembolü haline gelen kuruş onlar da zamanla zenginliğin ve üretimin adına evrilmiş. Kader işte, cilve üstüne cilve…

Arapların ‘dinar’ı da Latince onluk anlamındaki ‘denarius’a gidiyor. Bizim ‘lira’ ise İtalyanlardan alınma. İtalyanlar ise Latince’de ‘pound’ demek olan ‘’libra’’ kelimesinden almışlar. Aslında bu bir ağırlık birimi. 450 grama denk geliyor. ABD’de mesela, bugün de perakende alışveriş gram-kilogram ile değil pound ile ölçülür ancak yine de ‘libras’ın kısaltılmışı olarak ‘lbs’ diye yazılır etiketlere…

İngiliz Sterlin’inin sırrı da ‘lira’nın sırrı gibi. Vaktiyle Britanya adasını işgal eden Normanlar İngilizceye taşıdı bu kelimeyi. Normanların, üzerinde yıldız (starling) olan gümüş penny’sine deniyordu.  Önceleri, ‘pound of sterling’ olarak kullanıldı. Sonrasında, ‘pound sterling’e dönüştü. Günümüzde ise sadece sterlin ya da pound kullanılıyor. Sir Isaac Newton, İngiliz darphanesinin başına geçtiğinde 1 Sterlin’in değerini 129,4 gram altına eşitledi. Ve para Avrupa’nın en değerli parası haline geldi.

İngilizler vaktiyle ‘penny’i ya da kollektif haliyle ‘pence’i de kullandı. 12 penny bir Şiling (Shilling) ediyordu. 20 ‘shilling’ ise 1 pound(sterlin). Anglo Sakson dönemlerinde Kent’te bir ineğin bedelini ifade ediyormuş Şiling.

Floransa şehir devleti 1300’lü yıllarda üzerinde çiçek (flower) olan kendi altın parasını bastı. Bu para ise ‘florin’ olarak anıldı. Ve bir dönem Anadolu’dan Avrupa’ya kadar her yerde oldukça muteber bir paraya dönüştü. Hollanda’da ise resmi para birimi oldu. Daha sonradan ‘gulden’ olarak anıldı bu para daha çok. Anglo Saksonlar ise Hollanda gulden’ine ‘’guilder’’ diyor. Gulden adı, ‘golden (altın)’ kelimesinden geliyor.

Almanlar, ‘mark’ı, para adı olarak kullanmadan önce 18’nci yüzyılda gümüş ve altın ağırlık birimi olarak kullanıyormuş. Fransız Frangı ise adını antik Galya kavmi ‘frank’lerden almış. Meksika ‘peso’su da orijinal olarak ‘ağırlık’ demek. Rusların ‘ruble’si ‘’kesmek (külçe halinde kesilmiş)’’ kelimesinden geliyor. Bir de Rus ‘kapik’i var. 100 kapik 1 ruble ediyor. Kapik mızraktan geliyor.  Bu metal paranın üstünde Çar’ın elinde mızrağıyla çıkarması bulunurmuş.

Japonların ‘yen’i ‘’daire, çember’ demek. Çinlilerin ‘yuan’ından gelme. Bir de artık kullanmasalar da ‘sen’leri var. Tamamen Anglo Saksonların ‘cent’inden esinlenerek böyle demişler. 100 sen 1 yen’e eşit.

Mektubun bu noktası, Japonya’da ne işim var benim diye düşünmeye başladığım andır. En son sizi Çek Cumhuriyetine davet etmiştim galiba… Biraz utana sıkıla da olsa mevzuma ve Joachimstal kasabasına geri döneyim.

‘’Joachimstalers’’ sikkesi, Almanya, Avusturya ve Hollanda’da çok tutuldu. Almanlar buna ‘thaler’ , Hollandalılar ise kısaca ‘’daler’’ dedi. İşte bu kelime Anglo Sakson diline ‘’dollar’’ olarak geçti.

ABD, İngiltere’den bağımsızlığını ilan ettikten sonra ülkenin kurucu babalarından  bazıları artık İngiliz ‘pound’u kullanmayalım görüşü ortaya attılar. Bu görüşte olanların başını ise Thomas Jefferson çekiyordu. O dönemde daha kurulalı 9 yıl olan ABD, Karayip denizindeki milletlerle, onların kullandığı İspanyol doları karşılığında ticaret yapıyordu. Jefferson’un önerisini 1885 yılında kabul eden Kontinental Kongre, ABD’nin yeni para biriminin ‘’Amerikan doları’’ olmasına karar verdi. 1 Dolar’lık ‘baknote’un üstüne, ‘’Bu, taşıyıcısına Amerikan Hazinesinde istediği an 1 Dolar karşılığı gümüş hakkını belgeler’’ yazdılar.

Bu doların bir de “$” şeklinde sembolü var ki kimse bunun esas kaynağını bilmiyor. En bilimsel görüşe göre, Peso’nun kısaltılmış ‘ps’ halinin el yazısı dökümanlarda yazılışının görünüşüydü. İspanyol doları 8 parçaya göndermeyle ‘’Slash 8’’ ifadesinin yazımı olduğunu iddia edenler vardır. Kesin birşey var ki dünyanın en meşhur para sembolü artık. Türk Lirasının bir sembolü var mı bilmiyorum. Sadece ‘’TL’’ kısaltması var bildiğim kadarıyla. Oysa mesela Sterlin’in sembolü (“£“), Euro’nun sembolü (), Yen ve Yuan’ın sembolü (¥ )şeklinde. Son olarak geçen ay Hindistan da Rupi için artık bir sembol kullanmaya başladı. Bilgisayarımda bu sembole karşılık bir karakter olmadığı için burda gösteremiyorum.

Nefeslenmemden istifade ederek, kardeş şimdi bütün bunların bir kağıda bakarak iç geçirmenle ne alakası var diyeceksiniz.

Elimde 100 dolar süsü verilmiş bir kağıt var. Ben bunu bir emek karşılığında 100 dolar olarak aldım. Ama acıyla öğrendim ki bu para falan değil. Sadece bir kağıt parçası.

Biz ‘’kalpazan’’ diyoruz bu tür sahte para işi yapanlara. Elazığlılar golpa diyor. Ses söylenişinden anlamışsınızdır Farsça’dan almışız biz. Kalp, muharref para demek. Kalpazan da bozuk/tahrif edilmiş para işi yapan kişi. Kaynağı eski Yunanca olduğu için Batı dilinde de karşılığı var. Yunanca’da kolpo hile, numara gibi anlamlara geliyor. Kolpa da onun çoğulu. Hıristiyan inancına da giren Latince ‘’mea culpa (hata benim / hatamı itiraf ediyorum)’’ ifadesindeki ‘’culpa’’ da burdan.

Anglosaksonlar ise günümüzde bu tür sahte para işine ‘’counterfeit’’ diyor. Latinceye kadar gidiyor ve ‘’taklidini yapmak’’ demek. Fransızlar ise ‘’contrefaçon’’ diyor ki fasonu zaten biliyorsunuz.

Elimdeki sahte 100 dolar, her hangi bir zamanda dünyada dolaşan ortalama 200 milyon dolarlık sahte dolardan biri. Her hangi bir zaman diliminde ABD’de yaklaşık 60 milyon dolarlık sahte dolar banknotu piyasada dolaşıyormuş. Dünyada toplam 800 milyar dolar kağıt paranın tedavülde olduğunu düşündüğümüzde büyük miktar değil gibi gözükebilir.

Ancak, sahte para ateş gibidir ve ateş sadece düştüğü yeri yakar. Kimin elindeyse onun elinde kalıyor. Hiçbir hak iddia edemiyorsunuz. 2005 yılında Washington DC’deki bir Wester Union şubesinin işletmecisi, kendisine yatırılan 3900 doları karşı tarafa havale etti. Yatırılan paranın sahte olduğunu sonradan anlayan işletme sahibi, cebinden çıkan zarar sonucu işyerini kapattı ve piyasadan çekildi.

Aslında sorun çok eskilere kadar gidiyor. İngiliz Amerikan çekişmesi döneminde İngilizler sahte dolar basarak, Amerikan ekonomisini çökertmeye çalışmışlar. Kuzey Güney savaşı sırasında da Güneyliler epey sahte para basmışlar.

Aslında küçük ölçekli kalpazanlar düşük kaliteli sahte para basıyorlar. Çoğunlukla büyük miktarda basmak yerine kendilerinin günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar basıyorlar. Bu tür kalpazanların sahte parasını herkes farkedebilir.

Bu teknoloji çağında bu tür kalitesiz sahte paralar basmak çok zor değil. Bugünün kalpazanlarının çoğu parayı bilgisayarda tarıyor ve yüksek çözünürlüklü yazıcıda (printer) yazdırarak elde ediyor. Bunun için doğruya yakın kağıdı bulmak bile eskisi kadar büyük sorun değil.

Bilen bilir, her ne kadar ‘’kağıt para’’ desek de aslında para kağıt değil. Her ülke parasını içeriğini birtek kendisinin bildiği özel maddelerden üretir. Amerikan Doları da 1879 yılından beri keten – pamuk karışımı bir maddeden üretiliyor. Massachusetts eyaletinin Dalton kasabasında bulunan Crane Paper kağıt üretim şirketi, Amerikan dolarının kağıdından, Amerikan pasaportunun kağıdına kadar birçok federal kıymetli evrakın üretildiği tek yer.

Sahte parayı ilk ele veren, orijinal paranın aynı maddesine sahip olmaması. İşte küçük kalpazanlar bu sebeple ürettikleri sahte parayı barların, restoranların en yoğun olduğu saatte kasiyerlere veriyor. Kasiyerlerin o hız içinde kağıdı hissetme olasılığını düşürüyorlar. Birçok fast-food restoranı bu sebeple 20 doların üzerindeki banknotları kabul etmez.

Ancak kalpazanlar kağıt sorunu için de farklı yöntemler bulabiliyor. Mesela birkaç yıl önce Kolombiyalı bir uyuşturucu çetesi 5 dolarlık banknotları çamaşır suyunda rengini alarak, üzerine 100 doların ve Benjamin Franklin’in portresini basarak orijinal Amerikan doları kağıdında sahte para yapmışlar. Bir veznedar, ‘’35 yıllık veznedarım ama bu para ile gerçeğini ayırt edemedim’’ itirafında bulunmuştu. Bu tür parayı anlamanın tek yolu havaya kaldırıp ışıkta görünen gizli portrenin Lincoln’a mı Franklin’e mi ait olduğunu kontrol etmek.

Çetelerin ya da bireysel kalpazanların ürettiği sahte doları dikkatli bakıldığında sahteliği anlaşılır. Ancak bir de ‘’süpernote’’ denen yüksek kaliteli sahte dolarlar var. Bunları ise genellikle ABD’ye düşman Kuzey Kore, İran ve benzeri ülkeler basıyor. Çünkü bu tür doları basmak için devlet teknolojisine ihtiyaç var.

Amerikalı diplomatların, Kuzey Kore’yi ‘’Soprano Devleti’’ olarak nitelendirmeleri de biraz bu sebepten. ‘’Soprano’’ ABD’de İtalyan Mafyasını anlatan oldukça popüler bir televizyon dizisi. Pek fazla ihraç edecek birşeyi olmayan Kuzey Kore, nerde mafyatik iş varsa  bulaşarak ülkesine ‘’sermaye’’ çekiyor. ‘’Methamphetamine’’ olarak bilinen ve son yıllarda dünyada çok yaygınlaşan uyuşturucunun dünyadaki en büyük üreticilerinden biri Kuzey Kore. Hakeza sahte Viagra piyasasına da hatırı sayılır katkısı var.

Sadece hükümetlerin satın alabildiği İsviçre yapımı özel baskı makinelerine sahip olan Kuzey Kore’nin ürettiği sahte 100 dolarları bırakın ben, ABD Merkez Bankasının sahte para dedektörleri bile yakalayamıyor. Kuzey Koreli diplomatlar ve ajanlar bu 100’lükleri büyük para kabul eden yarış oyunları gibi yerlerde piyasaya sürüyor. Geçenlerde CIA’nin Kuzey Kore’nin bugüne kadar 1 milyar dolarlık sahte para ürettiğiyle alakalı raporuna dair haberi okumuştum.  Haberde Amerikalı diplomatın, ‘’Eğer, Kuzey Kore diğer tüm ürünlerini sahte dolar kadar kaliteli üretse Güney Kore’yi bile sollayan bir ticaret ülkesi olur’’ yorumuna gülmüştüm.

ABD, biraz da bu sebepten insanlık tarihinin en yüksek güvenliğe sahip banknotu olacak yeni 100 dolarlık banknotları üretmeye karar verdi. Bu yeni banknotlar, elinizde çevirmenize göre renkten renge giren bir materyale sahip olacak. Paranın üstündeki bazı resimler parayı tutuş şeklinize göre görünüp kaybolacak. Geçenlerde bu konuda detaylı haberler medyaya konu oldu.

Ancak gerçek şu ki bunun da sahtesi yapılacak. İşin kötüsü ise para daha güvenlikli sayıldığı için bunun sahtesinin piyasaya sürülmesi eski 100 dolarlardan bile daha kolay olacak. ABD’de para basan idarenin yetkilisi bu paradoksu, ‘’gerçek şu ki biz kendi başarımızın kurbanıyız. Yaptığımız işin doğası bu’’ diye açıklıyor.

‘’Bu para ne işe yarar şimdi?’’ diye sorduğum banka görevlisi gülerek, ‘’Kokain partisinde gerçeği gibi iş görür’’ diye şaka yapıyor. Meğer, piyasadaki Amerikan dolarlarının yüzde 97’sinde kokain izleri varmış. Para sahte olsa da trajedisi gerçek olabiliyor.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

İnternet bağlantısı çökebilir

İnternetin limiti nerede?

İnternet bağlantınızdaki sorunlar canınızı mı sıkıyor? O kadar sinirlenmeyin, bunlar iyi günleriniz.

İnternetteki video miktarı gün geçtikçe artıyor. İnternet sayfalarındaki görseller büyüyor, kaliteleri artıyor ve genel olarak kullanılan bantgenişliği miktarı inanılmaz bir şekilde çoğalıyor.

Ancak kablolar değişmiyor! 5 ila 7 yıl arasında bir süre içerisinde Amerika’yı Avrupa’ya bağlayan transatlantik fiber optik kabloların kapasitesi yetersiz kalacak. Elbette bu gerçekleşmeden önce, internet gittikçe yavaşlarken şirketler durmayacak ve altyapıya mecburen yatırım yapacak.

TeleGeography Research’ten Tim Stronge ‘Sona gelmeden önce ya yeni kablolar yerleştireceğiz ya da olan kablolardan daha fazlasını elde etmek için teknoloji geliştirmeye çalışacağız.’ dedi.

15.000 Gbps’den…

Global İnternetin Durumu seminerinde denizaltı kabloların durumu konuşuldu.

Afrika ve Orta Doğu’yu dünyanın kalanına bağlayan denizaltı kablolarının da gelişmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıl 15 yeni hat hizmete girdi. TeleGeography’e göre her yıl yüzde 40 büyüme ile 2015 yılına ulaşılacak.

2008 yılında 15.000 Gbps kullanım vardı ama bu yıl bu rakam 35.000 Gbps oldu. Aslında kullanılan veri daha fazla ama uluslararası aktarım yerine yerel sunuculara çekilen veriler tekrar tekrar sunuluyor ve bu da darboğazı azaltıyor. Yine de artan video kullanımı ile yeterli gelmiyor.

Bununla birlikte iyi bir haber var, 10 yıl önce 1 milyar dolara malolacak bir altyapı çalışması günümüzde sadece 4-5 milyon dolara halledilebiliyor. Ancak sorun şu ki, internet ucuzladıkça kabloların maliyetini çıkartma süresi uzuyor ve herkes uzun vade yatırım yerine kısa vade kar etmek istiyor.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Emre Belözoğlu kampı yarıa bıraktı

Fenerbahçe, Belçika’nın Genk kentindeki hazırlık çalışmalarını sürdürürken, Emre Belözoğlu, bağırsak enfeksiyonu nedeni ile tedavi için İstanbul’a gönderilecek.

Sol üst adalesinde zorlama olan ve uzun süredir geçmeyen bağırsak enfeksiyonu nedeni ile bu sabahki idmana katılmayan Emre’nin, tedavi için İstanbul’a gönderileceği belirtildi.

Bir an önce tedavisinin yapılması için İstanbul’a gönderilecek olan Emre’nin, İstanbul’da geniş kapsamlı bir tedaviden geçerek, bağırsak enfeksiyonunun nedeninin araştırılacağı kaydedildi.

Bu akşam Genk takımı ile yapacakları hazırlık karşılaşması önce sabah idmanına ısınma hareketleri ile başlayan Fenerbahçeli futbolcular, daha sonra pas çalışması ve çift kale maç yaptı.

Antrenmandan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Selçuk, FC Köln’e karşı aldıkları yenilgiden dolayı büyük üzüntü duyduklarını belirterek, yorgunluğun bunda etken olduğunu söyledi. Selçuk, ”Hiçbir şey mazeret olamaz. Aramızda konuştuk. Bundan sonra böyle bir şey olmayacağına söz veriyoruz. Galatasaray maçı hazırlık maçı olsa da yenmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

Fenerbahçe, bu akşam Belçika 1. Lig takımlarından KRC Genk ile yerel saatle 19.30′da üçüncü hazırlık maçını yapacak.

Bugün ayrıca kampın yapıldığı otelde Fenerbahçeliler günü nedeniyle pasta kesilecek.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Alex ve YEni Transfer Olan Stoch Belçika Kampına Katıldı….

Fenerbahçe, 2010-2011 sezonun hazırlıklarının ikinci etabına Belçika’nın Genk kentinde başladı. Kampa, çocuğu olan Alex ile yeni transfer Stoch da katıldı.

Fenerbahçe, Genk Stadı’nın yanında bulunan antrenman sahasında yapılan ve 1 saat 30 dakika süren antremana, koşu, koordinasyon, pas çalışması ve hücum varyasyonları ile başladı. Bu arada kaleciler, kaleci antrenörü Murat Öztürk ile ayrı bir çalışma yaptı. Takım, daha sonra dar alanda çift kale maç ile antrenmanı tamamladı. Yapılan çift kale maçta, yeni transfer Stoch bir gol attı. İdmanın sonuna doğru ise Emre hafif sakatlık geçirdi.

Antrenman öncesinde otelde futbolcular ile konuşan Teknik Direktör Aykut Kocaman, futbolculara kamp programını anlattı. Kocaman, hazırlık çalışmalarının ikinci etabına katılan yeni transferlerden Stoch’a, ”Aramıza hoş geldin” dedi. Kocaman, ayrıca 3. kez baba olan Alex de Souza’yı da tebrik etti.

Futbolda antrenmanların büyük önem arz ettiğini belirten Kocaman, şöyle konuştu:

”Sizin en önemli işiniz, antrenman yapmak. Sezon sonuna kadar böyle devam etmenizi istiyorum. Futbol bir takım oyunudur. Bireysel olarak bir şey yapma şansı artık çok fazla yok. Kampta, antrenmanda, sahada her yerde takım olmanızı istiyorum. Sarı ve kırmızı kartlar konusunda bu sezon daha dikkatli olmanızı istiyorum. Kimsenin takımı, arkadaşlarını eksik bırakmaya hakkı yok. İyi antrenman yapan, arkadaşlarıyla mesleki dayanışma içinde olan herkese gönlümün kapıları sonuna kadar açık. Herkes elinden geleni yapsın. Kimseden mucize beklemiyorum. Hepinizin katkısıyla Fenerbahçe bu sezon ‘gümbür gümbür’ gelecek.”

Fenerbahçe, yarın da yerel saatle 10.00 ve 19.00′da yapacağı çift antrenmanla çalışmalarına devam edecek.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

FIFA, Tarihinin En Yüksek Karını Elde Etti: 3.2 Milyar Dolar..!

FIFA, en çok eleştirdiği Güney Afrika’dan en yüksek karla dönüyor. Güney Afrika yerel medyasında yer alan haberlere göre, FIFA kupadan tarihinin en büyük karını elde ettiği bildirildi. FIFA’nın karının 3.2 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor. 2010 Dünya Kupası, bugün sürpriz takım Hollanda  ile İspanya  arasında oynanacak final maçı ile sona eriyor. Afrika’nın ilk defa misafir ettiği dev turnuva bu akşam bitse de, yıllarca konuşulacak inanılmaz hatıraları beraberinde götürüyor.

Tarihinde hiç bir önemli uluslararası organizasyonu yönetmemiş Afrika, bu güne kadar sadece iki dönem ertelenen gezegenin en büyük organizesine ev sahipliği yapma şerefine nail olunca, Batı’nın eleştiri oklarının en sivrilerine hedef olmuştu.

Dünya Kupası’nın ertelenebileceği, devam eden havaalanı, yol ve saha inşaatlarının tamamlanamayacağı, takımların kamplarını yapacağı otellerde büyük sıkıntı yaşayacağı, Kupa’nın boş stadyumlarda oynanacağı, Güney Afrika’ya gelen turistlerin binlercesinin soyulacağı, hayatından olacağı, saldırganların stadyumların etrafındaki elektrik kablolarını keserek on binlerce insanı karanlıkta bırakacağı, ‘meşhur’ teneke evlerden gelen on binlerin taraftarlara saldıracağı gibi bir düzine iddia Kupa’dan önce kulaktan kulağa yayılan, yerli ve yabancı medyada yer alan felaket senaryolarının bazıları idi.

Turnuvada sona gelindi. Final takımlarının son hazırlıklarını yaptığı dev maça saatler kala bir araya gelen Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma, FIFA Başkanı Sepp Blatter, FIFA CEO’su Danny Jordaan ve Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Afrika’nın ilk büyük organizasyonuna övgüler yağdırdı.

Güney Afrika’nın organizesinden gayet memnun kalan FIFA Başkanı Blatter hislerini, “2020 olimpiyat Oyunlarının Durban’da yapılması için elimden geleni yapacağım.” diye açıkladı.

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Zuma da yaptığı konuşmasında, bütün eleştirilere cevap mahiyetinde, “Biz kesinlikle ulaşmak istediğimiz hedefe ulaştık; hem de, sıradan bir şekilde değil, olağanüstü bir yolla.” dedi.

“Güney Afrika Kupa’ya çok güzel bir şekilde ev sahipliği yaptı. Afrikalılar zafer kazanmayı iyi biliyorlar.” şeklinde konuşan 2014 Dünya Kupası ev sahibi Brezilya’nın Devlet Başkanı Da Silva, “Turnuvanın tek kötü tarafı Brezilya’nın Hollanda’ya yenilmesi oldu.” diye şaka yapmayı da unutmadı.

Kupa hazırlıkları döneminde en çok ter döken FIFA CEO’su Danny Jordan ise duygularını şöyle açıkladı: “Diğerleri gibi bizim turnuvamızın da eleştirilecek yanları olmakla beraber, uğraşlarımız sonunda Güney Afrika’yı bir marka haline getirdik, en büyük problemimiz “toplumsal uzlaşma” konusunda önemli kazanımlar elde ettik. Daha düne kadar aynı ortamları paylaşması yasak olan beyazlar ve siyahlar stadyumlarda, parklarda aynı heyecanı paylaştı. Yıllarca hakkımızda, ‘Güney Afrikalılar Kupa’yı misafir edecek kapasiteye sahip değiller’ denildi. Bugün millet olarak büyük bir psikolojik bariyeri aştık. Gururluyuz. Dünyada Kupa’ya ev sahipliği yapabilmiş 15 ülkeden biriyiz.”

STADYUMLAR, 94 AMERİKA’DAN SONRA EN DOLU GÜNLERİNİ YAŞADI.

1930′dan beri her dört yılda bir devam eden Dünya Kupası tarihinde, stadyumlar, Amerika günlerinin ardından en dolu günlerini yaşadı. Nüfusunun büyük kesiminin internet ve kredi kartı kullanmadığı Güney Afrika’da FIFA, başlangıçta sadece “online bilet satışı” yöntemini denese de, hatasını anlamakta geç kalmadı ve maçların oynanacağı 9 şehirde açılan gişelerde satışlar başlatıldı. Afrikalıların, önünde bir gün öncesinin soğuk gecelerinde sıra beklediği gişelerden rekor satışlar oldu.

RAKAMLARLA 2010 DÜNYA KUPASI

FIFA, Afrika’da tarihinin en yüksek karını etti. Dünya Futbol Organizasyonu bir önceki turnuvaya göre pazarlama ve yayın haklarından elde ettiği gelirlerini yüz 30 artırdı. Yerel medyanın verdiği bilgilere göre, Güney Afrika Futbol Federasyonu da pastadan 77 milyon dolarlık pay aldı.

3.2 milyon bilet satışı ile Güney Afrika, Amerika’dan sonra en fazla bilet satılan yer oldu, başlangıçta çok endişelenen FIFA’nın yüzü güldü.

Öte yandan Güney Afrika yerel medyasında yer alan haberlere göre, FIFA kupadan tarihinin en büyük karını elde ettiği bildirildi. FIFA’nın karının 3.2 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor.

Tarihinde ilk defa Kara Kıta’da oynanan Kupa için Haziran başından beri milyonu aşan yabancı futbolsever Güney Afrika’ya aktı. Ayrıca Kupa’yı izlemek için 40 bin gazeteci de Güney Afrika’ya geldi.

Stadyumlara giremeyen 5 milyondan fazla yerli ve yabancı futbolsever maçları, dev ekranların kurulduğu biletle girilen FIFA Fan Fest’lerden izledi.

Güney Afrika Turizm otoritesinin tahminlerine göre ülkeye yaklaşık 1.5 milyar döviz girdi.

Ev sahibi Bafana Bafana ile Meksika’nın oynadığı açılış maçında, Carat medya firmasının verilerine göre, yerel kanallar, tarihlerinin izlenme rekorlarını kırdılar.

Akşam oynanacak maçı gezegende 500 milyondan fazla seyirci izleyecek.

Güney Afrika İçişleri Bakanlığı sözcüsü Ronnie Mamoepa, geçtiğimiz 6 haftada bir önceki yılın aynı zaman dilimine kıyasla turist sayısının yüzde 28 arttığını ifade etti.

Grant Thornton danışmanlık şirketi araştırmacısı Gillian Saunders, 2002′de ev sahibi Güney Kore ve Japonya’ya 250 bin taraftarın geldiğini, rakamın Güney Afrika’da 370 bine ulaştığını açıkladı. FIFA ise sayıyı 450 bin olarak verdi.

Dünya Kupası’nda 40 bin ekstra polis görev alırken, suç oranı bir önceki yıla oranla yüzde 60 düştü.

Adalet Bakanlığı verilerine göre, Dünya Kupası Özel Mahkemesi’ne 194 vaka getirildi.

BBC analisti ve Liverpool’un eski futbolcusu Alan Hansen, “Bütün önemli turnuvalarda bulundum, oynadım, bu turnuvadaki suç diğerleriyle kıyaslanamayacak kadar az.” dedi.

FIFA’nın uzun müddet “online” ısrarı yüzünden Güney Afrika’nın Kuzey komşularından Kupa’ya gelen az oldu. Rakam 12 bine ulaşamadı.

2010 Dünya Kupası, Hollywood’un ünlülerini, müzik dünyasının tanınmış simalarını, eski ve yeni dünya liderlerini, futbol devlerini ağırladı. Leonardo DiCaprio, Mick Jagger, Bill Clinton, Kobe Bryant, Shakira, Paris Hilton ve Charlize TheronKupa’yı izleyen ünlüler arasına katıldı.

Nobel ödüllü Amerikalı eski politikacı Dr Henry Kissinger, “Şimdiye kadar oynanan en heyecanlı Kupa’ydı. Bundan daha iyi organize ve ev sahipliği görmedim.” dedi.

Alman Lider Angela Merkel, “Güney Afrikalılar gerçekten kendileriyle gurur duymalılar.” dedi.

FRANSA 2010′U HİÇ UNUTMAYACAK

Güney Afrika biletini “elle” kazanarak Kupa’ya gelen Fransa’ya, İrlanda’nın ahı tuttu. Hiçbir başarı elde edemeyen eski Dünya şampiyonu, futbolcuların antreman boykotuyla da dünyaya rezil oldu. Final maçını izlemek için gelen Michel Platini’ye ise Türklerin ahı tuttu. UEFA Başkanı, yemeğini yiyemeden hastanelik oldu.

İngiltere, Fransa, İtalya’nın daha başlarda elendiği 2010′da, Kupa’nın Afrikancası yaşandı.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Meksika’da uyuşturucu savaşı: 21 ölü

Meksika’da uyuşturucu trafiğinin kontrolünü elinde bulundurmak için kanlı bir savaşa tutuşan karteller yüzünden pazar akşamından bu yana 21 kişi öldü.

Yerel yetkililer, 21 kişiden 17’sinin Meksika’nın en tehlikeli kenti kabul edilen Ciudad Juarez’de öldüğüne dikkati çekerken, kentte tamamen çıplak halde örtülere sarılmış bulunan bir kadın cesedinin de ölen 17 kişi arasında yer aldığını belirtti.

Ciudad Juarez’de 2009′dan beri 2 bin 600 insan hayatını kaybetti. Kaçakçılarla sert biçimde mücadele sözü veren Felipe Calderon’un Aralık 2006′da devlet başkanı seçilmesinden beri ölenlerin sayısı ise 23 bine ulaşmış bulunuyor.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Berlusconi yine olay: Bu kadın G20′de ne arıyor?

Toronto’daki G20 zirvesine katılan İtalya Başbakanı Berlusconi’nin uçağından inen beyaz kıyafetli sarışın genç kadın İtalya’da merak uyandırdı. İtalyan basını kadının kimliğini ortaya çıkardı.

İtalya basını, Lazio bölgesi yerel yönetim sekreterliğinde çalışan bu kadının G20 zirvesinde ne işi olduğunu tartışıyor.

İtalyan basının yaptığı araştırma ile kadının kimliğini ortaya çıkardı.

28 yaşındaki kadının sekreter sıfatı ile zirveye katıldığı, ancak yakın zamana kadar işsiz olan Federica Gagliardi isimli kadının Haziran ayı başında başkent Roma’yı da içine alan Lazio bölgesi yerel yönetim sekreterliğinde göreve başladığı bildirildi. Fakat kadının bu kadar kısa zamanda nasıl Başbakan’ın uçağı ile Toronto’ya gelip, Obama başta olmak üzere dünya liderleri ile biraraya gelebildiği İtalyan medyasında da soru işareti olarak kaldı.

Genç sekreter Başbakan Berlusconi’nin katıldığı görüşmelerde ve basın toplantılarında hazır bulununca hangi vasıfla Toronto’da bulunduğu merak yarattı.

Lazio yerel yönetimi sekreteryasında görevli olan Federica’nin Başbakanlık ofisi sekreteryası ile bağlantısı anlaşılamadı.

BERLUSCONİ: O BİR PROFESYONEL

Basında yer alan bu sorulara Başbakan Berlusconi’nin cevabı gecikmedi.

Ortada esrarengiz bir durum olmadığını söyleyen Berlusconi, bir süre önce tanıştığı Federica Gagliardi’nin bir profesyonel olduğunu ve kendisine uluslararası bir toplantıya katılma arzusunu ilettiğini, G20′ye katılması gereken sekreterlerden biri son anda gelemeyince, yerine kendisine yardımcı olması için Federica Gagliardi’nin çağrıldığını açıkladı.

Federica Gagliardi, Lazio Bölgesi Başkanı Renata Polverini’den G20′ye katılmak için izin aldığını iddia ederken, Lazio yerel yönetimi sekreterin tatil izninde olduğunu belirtti.


Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

KKTC’deki yerel seçimlerde kazanan isimler

KKTC’de bugün gerçekleştirilen yerel seçimlerde 28 belediye başkanlığının 12’sini UBP, 8′ini CTP, 5′ini DP ve 3′ünü de bağımsız adaylar kazandı. 27 Haziran Yerel Seçimleri sonuçlarına göre 28 belediyenin başkanı şunlar:

TAK’ın haberine göre, Belediye başkanlarının değişmediği 5 ilçe merkezinde UBP Lefkoşa, İskele ve Güzelyurt; CTP ise Gazimağusa ve Girne belediye başkanlığını korudu. 2006 seçimlerinde DP’den aday olup, kazanan Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, 2010’da UBP’nin adayı olarak girdiği seçimlerden de zaferle çıktı.

Gazimağusa Belediye Başkanlığını CTP’nin adayı Oktay Kayalp, Girne Belediye Başkanlığını CTP’nin adayı Sümer Aygın, İskele Belediye Başkanlığı’nı UBP’nin adayı Halil Orun ve Güzelyurt Belediye Başkanlığı’nı Mahmut Özçınar kazandı.

28 belediye başkanının 25’nin yerini koruduğu seçimlerde UBP’nin elinde olan Çatalköy ve İnönü’de belediye başkanlığını bağımsız adaylar; Belediye Başkanlığı seçimlerine katılmayan ÖRP’nin elinde olan Vadili’de ise belediye başkanlığını DP adayı elde etti.

2006 yerel seçimlerinde 10 belediye başkanlığı kazanan ancak bu seçimlere kadar belediye sayısını 14’e yükselten UBP, bugünkü seçimlerde 12 belediye başkanlığı elde etti. CTP’nin 8 belediyesini koruduğu seçimlerde, DP belediye başkanlığı sayısını 4’ten 5’e yükseltti. Geçen seçimlerde 1 olan bağımsız belediye başkanı sayısı ise 3’e yükseldi.

Lefkoşa, Güzelyurt, İskele, Büyükkonuk, Dipkarpaz, Lapta, Alsancak, Paşaköy, Lefke, Akdoğan, Serdarlı ve Beyarmudu’nda UBP; Gazimağusa, Girne, Gönyeli, Akıncılar, Alayköy, Değirmenlik, Yeni Boğaziçi ve Dikmen’de CTP; Esentepe, Mehmetçik, Yenierenköy, Vadili ve Tatlısu’da DP; Geçitkale, Çatalköy ve İnönü’de bağımsız aday kazandı.

27 Haziran Yerel Seçimleri sonuçlarına göre 28 belediyenin başkanı şunlar:

Akıncılar: Hasan Barbaros (CTP), Büyükkonuk: Sezai Sezen (UBP), Esentepe: Erdal Barut (DP), Alayköy: Hulusi Manisoy (CTP), İskele: Halil Orun (UBP), Mehmetçik: Beyazit Adalıer (DP), Dipkarpaz: Mehmet Demirci (UBP), Lapta: Fuat Namsoy (UBP); Değirmenlik: Osman Işısal (CTP); Yeni Erenköy: Özay Öykün (DP); İnönü: Ali Öncü (Bağımsız); Gönyeli: Ahmet Benli (CTP), Alsancak: Yücel Atakara (UBP), Paşaköy: Halil Tülücü (UBP), Lefkoşa: Cemal Bulutoğluları (UBP), Güzelyurt: Mahmut Özçınar (UBP), Lefke: Mehmet Zafer (UBP), Akdoğan: Adem Ademgil (UBP), Serdarlı: Mehmet Kerimoğlu (UBP), Çatalköy: Mehmet Hulusioğlu (Bağımsız), Girne: Sümer Aygın (CTP), Tatlısu: Hayri Orçan (DP), Vadili: Mehmet Adahan (DP), Beyarmudu: İlker Edip (UBP), Gazimağusa: Oktay Kayalp (CTP), Geçitkale: Kıvanç Buhara (Bağımsız), Yeniboğaziçi: Cemal Biren (CTP) ve Dikmen Yüksel Çelebi (CTP).


Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Kırgızistan ”Referandum” için Sandık Başına Gitti..!

Kırgızistan’da referandum için oy verme işlemi devam ediyor. Kurmanbek Bakiyev iktidarının devrilmesinin ardından Anayasa değişikliği paketi ve geçici hükümetin yasallaşması genel halk oylamasına sunuluyor.
Kırgızistan geçici hükümetin Başkanı Roza Otunbayeva, oyunu ülkenin güneyindeki Oş kentinde kullanırken, diğer üst yetkililer Bişkek seçim merkezlerine gitti. Otunbayeva oyunu Oş’ta kullanması bu bölgede 2 hafta önce patlak veren etnik çatışmalarından sonra acı yaşayan halka yeniden moral olacağı belirtiliyor. Kırgızistan Başbakan Birinci Yardımcısı Almazbek Atambayev ile Maliye Bakan Vekili Temir Sariyev, Bişkek’teki 5 No’lu okulda açılan seçim merkezine giderek oyunu kullandı.
Diğer yandan Mahkeme ve Savcılıktan Sorumlu Başkan Yardımcısı Azimbek Beknazarov ile Anayasa ve Reformlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ömürbek Tekebayev da Bişkek’teki 27 No’lu okulda açılan seçim merkezine gelerek oyunu verdi. Anayasa değişikliği hazırlığında öncü rol oynayan Tekebayev’e yerel ve yabancı basın ilgi gösterdi. Oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin karşısına geçen Tekebayev, halkın referandum için ilgisinin büyük olduğuna işaret etti. Tekabayev, referandumun geçerli olacağına inandığını belirterek, Kırgızistan’ın bundan sonraki düzeninin ise tamamen değişeceğini söyledi. Genel oylamanın çoğunluk ‘evet’ oyu ile sonuçlanarak Anayasa’nın yeni düzeni ile ülkenin daha demokratik alana ilerleyeceğini işaret eden Tekebayev, parlamenter sisteme geçilecek ülke yönetimi için önümüzde yapılacak parti çalışmalarına da hız verileceğini aktardı. Tekebayev açıklamasında parlamento seçimine hazırlığı için hükümetteki üst düzey yetkililerin görevini bırakarak parti hazırlıklarına başlayacağını söyledi. Tekebayev, kendisi ile beraber İçişleri Bakan Vekili Bolot Şer’in 10 Temmuz’da görevlerinden de istifa edeceklerini söyledi.
Bişkek’te referandum için halk yoğun ilgi gösterdiği dikkat çekilirken, her milletten bulunan vatandaşların da ilgisi büyüktü.
Kırgızistan Merkez Seçim Komitesi verilerine göre, referandumda 2 milyon 658 bin kayıtlı seçmen bulunuyor. Seçmenler ülke genelinde açılan 2 bin 281 sandıkta oy kullanıyor. Referandumu 200 dolayında yabancı gözlemci ve onlarca dış basından gazeteciler takip ediyor. Referandumda ülke genelinde yaklaşık 8 bin polis görev alıyor.MSK yerel saat 12:00 sularına 720 bin seçmen oyunu kullandığını açıkladı.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Vural Öger: Antalya ile Yarışmayın, Bodrum’u Kaybedersiniz..!

MUĞLA’nın Bodrum İlçesi’nde düzenlenen panelde, ‘Alman pazarında Bodrum nasıl ivme kazanır?’ konusu tartışmaya açıldı. Panelde konuşan turizmci Vural Öger, Bodrum’un ucuz kitle turizminden değil, butik oteller ve butik kent turizminden kazançlı çıkacağını söyledi. Vural Öger, yerel yöneticilerle turizmcilere uyarılarda bulunarak, “Bodrum’u Antalya ile yarıştırmayın, karıştırmayın. Aksi halde Bodrum’u kaybedersiniz” dedi.

Almanya’nın turizm devi FVW Medya Grubu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, Akyarlar Köyü’ndeki Kefaluka Otel’de ‘Alman pazarında Bodrum nasıl ivme kazanır?” konulu panel düzenlendi.

Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut, Öger Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Vural Öger, Bodrum Belediye Başkanı DP’li Mehmet Kocadon, Bodrum Otelciler ve Turistik İşletmeciler Derneği (BODER) Başkanı Halil Özyurt ve Almanya’da faaliyet gösteren 30 seyahat acentesinin yöneticisiyle Türk turizm sektörünün önde gelen isimlerinin konuşmacı olarak katıldığı paneli FVW’nin editörü Klaus Hildebrant yönetti.

KOCADON: ALMAN TURİZMİNDEN HAK ETTİĞİMİZ PAYI ALMALIYIZ

Bodrum’un Almanya turizm pazarında daha iyi tanıtılması ve Alman turistin dikkatini çekebilmek için düzenlenen panelin açılış konuşmasını yapan Bodrum Yarımadası Tanıtma Vakfı (BOYTAV) ve Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, 2 ay önce düzenlenen Berlin fuarında Bodrum’un Almanya’da tanınmadığını hayretler içerisinde gördüğünü söyledi. Bunun üzerine Alman turizm ve medya sektörünün önde gelenleriyle panel düzenleme kararı aldıklarını belirten Kocadon, şöyle konuştu:

“Bodrum tanrının bize bir lütfu. MD+BOMD-BOBu güzellikten sadece biz değil tüm dünya yararlanmalı. Alman turizmciler ve sektör temsilcileriyle düzenlediğimiz paneli diğer ülkelerle de sürdüreceğiz. Bodrum’da 12 ay turizm için daha iyi tanıtıma ve uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Bodrum’da kaliteyi arttırmak, kaliteli turisti çekmek için başta cadde, sokaklar, tabelalar, işgaliyeler ve kaçak inşaatlarla büyük mücadele başlattık, Bodrum’u yeni baştan yaratıyoruz. Bodrum’un turizm stratejisini hazırlıyoruz. Almanya’da 9 milyon turist tatile çıkıyor, seyahat ediyor. Bodrum’un turizm pazarında Almanya gerçekten büyük bir kayıp olduğunun farkındayız. Almanya’nın Bodrum’a turist gönderen ülkeler arasında 5′inci sırada yer alması üzücü. Alman turizminden Bodrum sadece yüzde 0.7 pay alabiliyor. Amacımız 2-3 yıl daha sürecek altyapı çalışmalarının tamamlanması ile Bodrum’u dünyanın en zengin turistlerinin tercih edeceği bir kaliteli turizm destinasyonu haline getirmek. Bu nedenle sadece yerli turizmciler değil, bundan sonra yılda en az 7-8 kez uluslararası tur operatörleri ve seyahat acenteleri ile Bodrum’u tanıtacak toplantı ve paneller düzenleyeceğiz.”

TÜROFED Başkanı Barut Bodrum’un Türkiye’nin en önemli turizm destinasyonlarının başında geldiğini belirterek “Bodrum ne yazık ki gerekli ve yeterli tanıtımı yapamadığı için Almanya pazarından hak ettiği payı alamıyor. Son yıllarda kaliteli turist yerine az harcayan ancak çok gelen İngiliz turisti ağırlamaya başladı. Bu paneller sonrasında Bodrum’a gelecek Alman turist sayısında ciddi artış olacağına inanıyorum” dedi.

TURİZM DUAYENİ CİDİD UYARILARDA BULUNDU.

Öger Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Vural Öger de Halikarnas Balıkçı ile ünlenen Bodrum’un bugün Prens Charles başta olmak üzere dünyanın birçok ünlü ismine evsahipliği yaptığını belirterek, kentin 1960′lı yıllarda başlayan ev pansiyonculuğundan günümüzde dünya markası oluşuna kadar geçen turizm macerasını ve antik kentin 5 bin yıllık geçmişini Almanca olarak anlattı. Vural Öger, yerel yöneticilerle turizmcilere uyarılarda bulunarak şunları söyledi:

“Bodrum’u Antalya ile yarıştırmayın, karıştırmayın. Aksi halde Bodrum’u kaybedersiniz. Bodrum’un mass turizmine (ucuz kitle turizmi) değil St. Tropez tarzı butik ve kaliteli turizm ve turiste ihtiyacı var. Bodrum düşük fiyatlarla satılacak bir destinasyon ve 49 Euro’ya yatak satılacak bir turizm kenti olmamalı. Bodrum Türkiye’nin St. Tropezi’dir. Bodrum entellüktüel, sanatçı, işadamlarının, sporcuların yeri. Gece hayatı, koyları, insanları, mimarisi güzel. Bodrum daha önceki tatil kentlerinin yaptığı hataya düşmedi, mimarisini korudu. Antalya Mass turizmin hedefi hale geldi. Kilometrelerce plaj betonla kaplandı. Buradaki turistler çok az para vererek güneş ve turizmden yararlanmak istiyor.”

“Biz zengin turisti buraya çekersek, kaliteli turizm yaparsak, 12 ay turizme gerek kalmaz” diyen Vural Öger, sözlerini şöyle bitirdi:

“Ancak yapılaşma ve özellikle kooperatifleşmeye artık (Dur) demeli. Herşey dahil sistemi Bodrum’u öldürür. Ege Bölgesi’ne özgü bir sistem oluşturulmalı. Brgiddet Bardot St. Tropezi ünlü yaptı. Bu nedenle dünyaca ünlü yıldızları Bodrumlu yapalım.”

Panelin son konuşmacısı FVW’nin editörü Klaus Hildebrandt, Alman acentacılar ve medya grupları ile bu tür panel ve work shopları Bodrum’da daha sık düzenleme kararı aldıklarını söyledi. Hildebrandt Bodrum’un tanıtımının daha profesyonel biçimde yapılması gerektiğinin de altını çizdi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati