Posts tagged Ki

Bakan Çelik: Genel Seçimi Hazirana Çekmeyi Düşünüyoruz..!

Devlet Bakanı Faruk Çelik, 2001 Temmuz ayında yapılacak olan genel seçimlerin haziran ayına çekilmesi konusunda çalışma yaptıklarını söyledi.

Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Orhaniye köyünde Batumlular Derneği’nin düzenlediği iftar yemeğine katılan Bakan Çelik, anayasa değişikliğinin önemine değindi.

Milletin yeni bir anayasa istediğine işaret eden Bakan Çelik, şöyle konuştu:

“Şimdi görüyorsunuz ki büyük itilaf ile karşı karşıyayız. Niye bu ihtilafı yapıyoruz? Bu tartışma niye? Madem ‘bu Anayasa değişmeli diyoruz’ gelin değiştirelim. Tamamı değişmiyorsa, azı değişiyorsa da bu ileri gidişi gösteriyor. Teşekkür edip birbirimize kucaklaşalım. Bu işi fazla büyütmeyelim. 8 ay sonra zaten seçimler var. Birbirimize bu köylerde, meydanlarda, siyasi arenada ne diyeceksek diyelim; ama Anayasa gibi hukuk devleti olma konusunda özgürlükler konusunda birbirimizi kırmaya değmez diyorum.”

“1980′de kalmayalım.” diyen Çelik, Türkiye’ye yakışanın ‘özgürlük ve insanların ekmeğinin büyütülmesi’ olacağını ifade etti.

Çelik, bir gazetecinin, “Seçimler mayıs ayında mı yapılacak?” şeklindeki sorusuna ise, “Seçimleri haziran ayına çekmek için planlı çalışmalarımız sürüyor. Bakalım ne olacak.” karşılığını verdi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Ege’den Adriyatiğe gemiyle seyahat

Vizesiz gemi turları son yılların tercih edilen seyahat biçimlerinden. Şu sıcak tatil gününde Ramazan sonrası nasıl değişik şekilde tatil yaparak hem gezip eğlenirken hem bilgilenirim diyenlere bir gemi turu macerası sunalım istedik

Vizesiz gemi turları son yılların tercih edilen seyahat biçimlerinden biri oldu. Zahmetsiz bir yolculuk türü bu. Tek yapmanız gereken turun parasını ödemek, pasaportunuzun numarasını şirkete bildirmek, yurt dışı çıkış harcını ödeyip, günü geldiğinde gemiye binip keyif çatmak. Her gün bir limanda iniyor, sanki kendi ülkenizdeymiş gibi adeta evinizden çıkıp etrafı gezip tozuyor, sonra da aynı rahatlıkta gemiye biniyorsunuz. Kimse size “Dur; nereye gidiyorsun” demiyor. Üstelik bütün bunları da başka ülkeleri, aralarında kilometrelerce mesafe olan kentleri gezerek, denizlerinde yüzerek, tarihini, coğrafyasını keşfederek yapıyorsunuz. Ne bavul açıp kapama derdi var, ne de uçağa ya da otobüse yetişme derdi.

Apex Tour Cruise Holidays’in Ocean Majesty isimli gemisiyle Dalmaçya sahillerini keşfe çıkarken, doğrusu ilk kez gemi yolculuğu yapacağımız için biraz tedergindik. İzmir Limanı’ndan hareketle Yunanistan’da Atina, Korint Kanalı, Corfu Adası, Hırvatistan sahillerinde ise Dubrovnik, Split ve Kotor’a gideceğiz. Rota çok güzel de, geminin hareket saatini beklerken; “Ya gemi sallanırsa, deniz tutarsa, fırtına çıkarsa, ya da gemide insan nasıl vakit geçirir ki? gibi soruları sorup durduk birbirimize. Ocean Majesty’ye bindiğimiz andan itibaren herşeyin en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş olduğunu görünce de tedirginliğimiz yerini keyfe bıraktı.

Ocean Majesty, 9 katlı, 10 bin 417 gros ton ağırlığında, 134 metre uzunluğunda. 623 yolcu ve 280 personel kapasiteli. Birinde küçük bir havuz ve jakuzi olan üç güvertesi, biri açık, diğeri kapalı iki restoranı, 5 barı, kütüphane ve internet odası, sinema salonu, masaj, sauna, spa ve sağlık hizmetleri, jimnastik salonu, casinosu, freeshop’u, marketi, diskoteğiyle bir otelde arayacağınız herşeyi sunuyor. Kabinlerde TV, saç kurutma makinesi (10 Euro’ya kiralıyor, çıkarken paranızı geri alıyorsunuz), direkt telefon, banyo ve WC mevcut. Giriş katından başlayıp, 8’inci kata kadar dağılan kabinler, değişik kategorilerde, Her kategori ayrı fiyatlandırılmış. Personel Türk, Yunan, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Hindistan, Brezilya ve Filipinlilerden oluşuyor. Ağırlık Filipinlilerde. Hepsi çok kibar ve yardımcı. Günde üç kez odanız temizleniyor. Sabah, öğle, akşam yemekleri, akşamüstü çayları, gece atıştırmalıklarıyla mutfak gün boyunca arı gibi çalışıyor. İçki fiyata dahil değil. Personel için gün başına 7 Euro bahşiş veriyorsunuz. Şehir turları da fiyata dahil değil. Tura katılmak istemiyorsanız araç kiralayarak ya da yürüyerek kendi programınızı kendiniz yapabiliyorsunuz. Tabii ki gemiye bildirilen saatte binmek kaydıyla!…

Ocean Majesty, Saat 15.00’te İzmir Limanı’ndan hareket etti. Gemiye biner binmez size bir tanıtım kartı veriliyor. Bu kartla gemiye inip biniyor, gemideki harcamalarınızı kabin hesabınıza geçirtiyorsunuz. Olur da gemiye geç kalırsanız, limanda kimlik yerine de gösterebiliyorsunuz.

Neyse kartımızı aldık ve odalarımıza yerleştik. Gemide verilen zorunlu can kurtarma tatkibatına da katılıp, can yeleklerini nasıl kullanacağımızı öğrendikten sonra, Atina’ya doğru dümen kıran geminin güvertesinde yıldızları seyretmeye başladık. Sabah Pire Limanı’nda olacağız.

Pire’den Atina’ya

Bilindiği gibi Yunanistan gemicilik sektöründe köklü bir geleneğe sahip. Yılda 20 milyon yolcuyu ağırladığı söylenen liman, dünyanın en işlek üçüncü limanı. Yılın ilk çeyreğindeki geliri 27.8 milyon Euro. Avrupa Yatırım Bankası’nın 90 milyon Euro vererek büyümesi için desteklediği limanın bazı bölümleri 35 yıllığına Çin’e kiralanmış. Burada görülecek fazla bir şey yok. Limanda bizi bekleyen otobüslere binip, Yunanistan’ın gözbebeği Akropolis’e doğru yola çıkıyoruz.

“Geçiş üzerindeki yer” anlamına gelen Pire’den Akropel’e giderken, rehberimiz Armağan Yağcı, Yunan rehberin anlattıklarını çeviriyor. Ne Yunanistan’da, ne de Hırvatistanda yerel rehber almadan bir şey yapamıyorsunuz. Paşa Limanı ve mübadelelerin yapıldığı Türk Limanı da denen Mikrolimani’den geçiyoruz. 1985’de açılan, 1997 Avrupa Basketbol Şampiyonası ve 1998
Dünya Basketbol Şampiyonası’nın, yapıldığı, 2004
Olimpiyat Oyunlarında voleybol maçlarının oynandığı Barış ve Dostluk Stadyumu’nu geride bırakıyoruz. Nihayet Akropel’deyiz.

Akropolis’e turist akını

Eski Yunanlılar, kurdukları şehirlerin en yüksek noktasında Akropolis dedikleri idari, askeri, dini ve savunma amaçlı yapılar ile hazinelerin saklandığı etrafı surlarla çevrili bir iç kale oluştuyorlardı. Atina Akropolis’i de deniz yüzeyinden 152 metre yükseklikte. Kavurucu sıcağa rağmen, turist kaynıyor. Yılda15 milyon turist, burayı ziyaret ediyor.

Unesco tarafından korunan Akropolis’te ilk yerleşim Cilalı Taş Devri’ne tarihleniyor. Ancak Akropolis, M.Ö. 5’inci yüzyılda Kral Perikles zamanında genişletilmiş. Akropolis’in önemli yapıları Parthenon tapınağı, “Kapılı Giriş” denen Propylaea, Athena Nike Tapınağı, Erekheiton ve Odeion Amfitiyatrosu.

Perikles zamanında Heykeltraş Pheidias ve Iktinus, Mnesikles ve Kallikrates adındaki mimarlar tarafından yapılan Parthenon tapınağı, kenti koruduğuna inanılanTanrıça Athena’ya adanmış. Parthenon’a ulaşmak için önce “kutsal alana giriş” anlamına da gelen “Propylaea” isimli kapıdan geçiyorsunuz. Mimar Mnesikles’in eseri olan kapı, mimari güzelliğinden dolayı hep taklit edilmeye çalışılmış. Yapışılından tam 2.200 yıl sonra Berlin’deki Brandenburg Kapısı’na da esin kaynağı olmuş.

Akropol’u Londra’ya taşımış

Dor uslubünda yapılan Parthenon’da Tanrıça Athena’nın bedeni fildişinden, giysileri som altından yapılmış bir heykeli varmış. 13 metre yüksekliğindeki heykelin sağ elinde, Zafer Tanrıçası Nike’nin iki metre boyundaki heykeli duruyormuş. 19.yüzyılda Athena heykeli, Lord Elgin tarafından parça parça sökülüp İngiltere’ye taşınmış. Halen British Museum’da sergileniyor ve Yunanistan eserin iadesi için uğraşıyor. İngiltere, iade talebini “Atina’da bu eseri sergileyecek uygun müze yok” diye geri çevirmiş. Yunanistan hükümeti de, kentin en önemli meydanı olan Sintigma’da Yeni Akropolis Müzesi adında bir müze açmış. Bu müze dünyanın en büyük erkeloji müzesi .Ancak İngilizler hala Yunanistan’dan aldıklarını geri vermemiş. Müzeyi hafta içi 4-5 bin, haftasonları 10 bin kişi ziyaret ediyor.

1980 yılından beri bitmeyen bir restorasyonda olan Akropol’un ikinci önemli yapısı Erekhtheion. M.ö. 420-393 yılları arasında yapılan ve adını Atina’lı Kral Erekhteus’tan alan tapınak, İon stilinin en güzel örneklerinden biri kabul ediliyor. Parthenon’a bakan yüzündeki saçaklığı karyatid figürlerle bezenmiş tapınağın bazı parçaları da yine Lord Elgin tarafından sökülüp Londra’ya götürülmüş. Nasıl ki Alman Heinrich Schliemann, Troya’yı kazıp, hazinesini Yunanistan’a kaçırdıysa, İngiliz Lord Elgin’de Akropolis’i soyup Londra’ya taşımış.

Akropolis, en parlak zamanını Roma döneminde yaşamış. Pek çok saldırıya uğrayıp, zarar görmüş. Örneğin 5.yüzyılda Bizanslılar paha biçilmez eserlerin bir kısmını İstanbul’a götürmüşler. Akropolis’ten çeşitli zamanlarda kaçırılan eserlerin bazıları da Paris Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

Önemli diğer binalar Akropolis’in güney yamacındaki Odeion Tiyatrosu ile Diyonisos Tiyatrosu. Üç tarafı taş duvarla çevrili Odeion amfitiyatrosunun yapım tarihi M.S. 161. 5 bin kişi alan tiyatroda Herodos Atticus konuşmuş. Herbert Von Karajan, Maria Callas, Mikis Theodorakis, Manos Hacidakis, Haris Alexiou, George Dalaras gibi ünlü sanatçıların konser verdiği tiyatroda Atina Festivali de düzenleniyor.

M.Ö. 534’te inşa edilen Diyonisos Tiyatrosu, dünyanın en eski tiyatrolarından biri. Antik Yunanda araba yarışlarının yapıldığı tiyatro, halen restorasyonda. 9 milyon dolara mal olacak restorasyonun 2015’te bitmesi planlanıyor.

Nöbet değişim şovu

Akropolis turundan sonra yolumuzu Syntagma Meydanı’ndaki Yunanistan Parlamento binasına çeviriyoruz. Burada nöbet değişim törenini izleyeceğiz. Yunanistan nöbet değişim törenini, her Pazar günü saat 10.40’da yapılan turistik bir gösteriye dönüştürmüş, Binanın önündeki caddede trafik kesilmiş. Polisler “Kom Bek” diyerek yüzlerce turisti caddenin karşı tarafında yarım daire oluşturacak biçimde bekletiyor. Derken caddenin bir tarafından pileli etekleri, çarığı andıran ponponlu papuçları, ellerinde tüfekleriyle bir kıta Evzon Askeri beliriyor. Evzon askerleri “Efsun” adıyla da biliniyor. Geçmişte Osmanlı egemenliğine karşı savaş başlatan birliklere verilen bir ad bu. Şimdi tören kıtası olarak görev yapıyorlar. “Rap Rap” önümüzden geçiyorlar. Parlamento binasının ön duvarındaki Meçhul Asker Anıtı’nın önünde nöbet tutan Evzon askerleriyle yer değiştiriyorlar. Anıtta Perikles’in “Demokrasi ve vatan için ölenlerin mezarı bütün dünyadır” yazılı. Bu anıt önünde 100 yıldan beri nöbet tutuluyor. Anıtın sağında ve solunda uzanan duvarın üzerinde de Yunan tarihindeki büyük savaşları simgeleyen bronz şiltler sıralanmış. Anıtın sağındaki ilk şildin üzerinde ‘Afyonkarahisar-Sakarya’ yazıyor. Bu şilt, ‘Megalo İdea-Büyük Yunanistan’ ümidiyle Anadolu’ya çıkıp, geri gelemeyenlerin anısına yapılmış…

Kadın, erkek,çocuk çoluk çılgın bir fotoğraf çekme anı yaşanıyor. Nöbet değişiminden sonra bölük yine düzgün adımlarla geldiği yere gidiyor. Hayat normale dönüyor.

Askerlerin eteklerinde tam kırk pile var. Her pile Yunanistan’ın 400 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kaldığı her on yılı simgeliyor. O yılları hiç unutmamak ve unutturmamak için bu etekleri giymişler. Giydikleri eteklerin anlamını soran turistlerin dikkatleri de ister istemez Yunanistan tarihini öğrenmeye yöneliyor. Ponponlu papuçların anlamını çözemedik, muhtemelen folklorik bir figür…

Pazarlık şart

Atina’nın en havalı semti Kolonaki. Syntagma meydanından Kolonaki’ye uzanan yol boyunca konsolosluklar, üniversite binaları ve restore edilmiş eski evler sıralanıyor. Bu evlerden biri Truva’yı taşıyan Heinrich Schliemann’a ait. Ev Nümismatik Müzesi olarak kullanılıyor. Atina’nın bir diğer ünlü semti Monastıraki’de pazar günleri bit pazarı kuruluyor. Artık Plaka’dayız.

Plaka’ya girmeden önce tipik bir Roma takını andıran Hadrian Kapısı’nı izliyoruz. Zeus Tapınağı’nı tamamlayan Roma İmparatoru Hadrian’ın adı verilen kapı, Eski Atina ile Roma Atinası’nın sınırını belirliyor. Turistlerin olmazsa olmaz duraklarından Plaka, küçük cumbalı binaları, her çeşit hediyelik eşya satılan dükkanları, lokantaları, dondurmacıları, kafeleriyle gezilmesi gerekli yerlerden biri. Hemen aşağısında Atina Roman Agorası yer alıyor. Suriyeli bir astronomun yaptırdığı rüzgar kulesi, su ve rüzgarlı ilgili deneylerde kullanılmış.

Bizim Kapalıçarşı gibi turistik bir yer olan Plakada hediye alırken, fiyatlara dikkat edin. Aynı ürünün farklı dükkanlarda farklı fiyatlara satıldığını göreceksiniz. Pazarlık edin.

Lokantalarda sunulan Yunan yemeklerinin isimleri tanıdık. Cacik, musakka, fava, baklava, Türk kahvesi gibi bildik lezzetleri kendi dillerinde sunuyorlar. Cacık “Caciki” oluyor, Türk kahvesi de Greek Coffee. Sulavki dönerin adı. Dana, tavuk veya domuz etinden yapılan döneri, sulandırılmamış cacık, tırnak pide ve patates kızartması eşliginde sunuyorlar. Bizdeki dürüm gibi yemek isterseniz, 2.5 Euro ödüyorsunuz.

Biz, zamanımız dar olduğu için fotoğraf çekmeyi yemek yemeye tercih ettik ve yemek keyfi yapamadık, Turun bir aşamasında guruptan ayrılıp serbest zamanımızı Plaka’da geçirmek istedik, Gemiye de taksiyle dönmeye karar verdik. Atina’da dikkat edilmesi gerekenler listesinin en başına Akropolis’te çantanıza dikkat etmeyi, mutlaka taksimetresi olan araca binmeyi yazın. Taksimetre açmayana binmeyin. Daha da olmazsa, vaktinizi doğru ayarlayıp, şehiriçi otübüslere ya da metroya binin. Her durakta billet gişeleri var. Yıllar önce yaptığım bir Atina-Akropol gezisinde bir taksi şoförüne kanan fotoğrafçı arkadaşım yüzünden bir günde iki kişi için 300 Euro harcadığımı hatırlayınca, bu kez çok dikkat ettim. Plakadan çıkıp Hadrian Kapası’na geldiğimizde etrafımızı saran taksiciler 35 Euro’dan kapı açtılar. Sonra da inmeye başladılar, üstelik taksimetrenin de o kadar yazdığını söylediler..Üç arkadaş bir taksi tutup, taksimetreyle toplam 10 Euro’ya gemiye döndük.

Corinth heyecanı

Şimdi Corinth Kanalı’ndan geçeceğiz. Yunanistan’ın Mora Yarımadası ile kuzey kara topraklarını ayıran Corinth Kanalı, 1881 ile 1893 yılları arasında açılmış. Kanalı elde etmek için eski çağlarda gemilerin kayalıklardan aşırılarak geçirildiği Corinth kıstağı en ince yerinden kesilmiş, 84 metre aşağı kazılmış. Buna rağmen, 8 metre su derinliği elde edilmiş. Böylece Ege Denizi’yle Adriyatik Denizi kanal vasıtasıyla birbirine bağlanmış. Kanal, Ege’den Adriyatiğe ulaşmak için Mora Yarımadası’nı dolaşarak 400 km. yol katetmek zorunda olan gemilerin yolunu 6.3 km.’ye indirmiş.

Kanalın giriş ve çıkışında suya batırılabilen köprüler mevcut. Ocean Majesty, kanala girdiğinde herkes güvertelerde toplanıp, bu ilginç deneyimin her dakikasını yaşamaya çalışıyor. Kanalın alt kısımları 21, üst kısımları 24 metre genişliğinde. Ancak tek yöne, tek bir gemi geçebiliyor. O da küçük tonajlı olmak ve kılavuz almak kaydıyla. Yanlardaki kara parçaları dik bir şekilde gökyüzüne uzanıyor. Çarpacak sanıyorsunuz ama çarpmıyor gemi. Kimi zaman kıyıya hafifçe sürtünüyor . O zaman iki yanındaki yuvarlak bariyerler, kıyıya sürtünen geminin açılmasını sağlıyor. Ses dalgalarıyla su iki yana itilerek yol alıyor. Ağır ağır ilerliyoruz. Tam da gün batarken Corinth’ten geçmek unutulmayacak deneyimlerden biri oluyor.

Günde ortalama 30 geminin geçebildiği kanal gelişen deniz teknolojisi sayesinde artık eski önemini kaybetmiş. Bakım ve onarım maliyetleri nedeniyle geçişlerin oldukça masraflı olmasına rağmen yılda çoğu Yunan seyahat firmaları ve turist gemilerinden oluşan 11 bin transit geçiş yapılıyor.

Bu akşam yemeğin ardından güvertede Türk gecesi var. Geminin animasyon ekibi her gece başka bir şovla geceleri renklendiriyor. Güvertedeki açık hava partileri gecenin geç saatlerine kadar sürüyor. İster şovu izliyor, ister partiye katılıyor, kapalı lounge’da sohbet ediyor, casinoya gidiyor ya da kabinize çekilip TV izleyip, dinleniyorsunuz. Bu arada gemide çok rahat uyunduğunu da belirtmek lazım. Ne sallanıyorsunuz, ne de yukardaki partinin sesini duyuyorsunuz.

Geceki partinin ardından dünyanın en uzun asma köprülerinden Rion-Antirion Köprüsü’nün altından geçtik. Yunanistan’ın 21.yüzyıl sembollerinden biri sayılan köprü, gecenin karanlığında Yunan bayrağının renklerinin kullanıldığı aydınlatmasıyla etkileyici bir manzara sunuyor.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Kağıt üzerinde avantajlıyız

Bank Asya 1. Lig ekiplerinden Denizlispor’un Teknik Direktörü Hamza Hamzaoğlu, fikstürü kağıt üzerinde avantajlı gördüğünü ancak sahada bu durumun farklı olabileceğini söyledi.

Hamzaoğlu, 2010-2011 sezonu Bank Asya 1. Lig Fikstürü hakkında AA muhabirine yaptığı açıklamada, fikstürün belli olmasının çok önemli olmadığını, maçın sahada kazanılacağını savundu.

Fikstürü kağıt üzerinde avantajlı gördüğünü ancak sahada bu durumun farklı olabileceğini vurgulayan Hamzaoğlu, şöyle konuştu:

”İyi bir başlangıç yapmak istiyoruz. İlk hafta rakibimiz lige yeni katılan ve kadrosunda fazla değişiklik yapmayan tanıdığımız bir takım. Üzerimize düşeni yapacağız. Daha takımların kadroları da tam olarak belli olmadı, net şeyler söylemek mümkün değil. Ama ilk maçı seyircimiz önünde oynamak bizi lige daha iyi hazırlayacaktır. Maçlarda herkes en iyi olmak için mücadele edecek. Tabii ki amacımız kazanmak. Maçlara kazanmak, mutlak galibiyet için çıkacağız. Bugüne kadar transferlerimiz oldu. Alternatif futbolcular almaya devam edeceğiz. Hazırlık maçları öncesi şekillendirdiğimiz bir kadromuz var. Maçlar öncesi kadromuzdaki eksiklikleri görerek tamamlamaya çalışacağız.”

- ERKAN: ”HERKES SAHA İÇİNDE RAKİBİMİZ” -

Genel Menajer Adnan Erkan da, çekilen fikstürün ilk bakışta olumlu gözüktüğünü belirterek, ”Sonuçta her takım ile oynayacağız. Takımlarla ilk hafta veya son hafta karşılaşacak olmamızdan çok, rakiplerimiz karşısındaki gücümüz önemli. Herkes saha içinde rakibimiz. Denizlispor olarak, taraflı tarafsız tüm izleyenlerin beğenisini almak istiyoruz. Bütün çalışmalarımızı bu yönde gerçekleştiriyoruz. Yeni sezonun fair-play çerçevesinde geçmesini ve herkese hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Neden Fenerbahçe..!

2010-2011 sezonun hazırlıklarını Belçika’nın Genk kentinde sürdüren Fenerbahçe’de, yeni transfer Miroslav Stoch da kampa katıldı.

Basın mensuplarının karşısına geçen Stoch, bulunduğu ortamdan mutlu olduğunu ve herkesin kendisine yardım etmesinden memnuniyet duyduğunu belirtirken, transfer süreciyle ilgili şöyle konuştu:

“Fenerbahçe ile Galatasaray arasında çekişme yaşandığı doğru. Fenerbahçe’ye gelmek tamamen benim tecihimdi. Çünkü Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak bir ekipte forma giymek istedim. Gelmeden önce milli takımdan arkadaşım Holosko ile konuştum. En ciddi teklifler Fenerbahçe ve Galatasaray’dan gelmişti. Holosko, iki kulübün de iyi olduğunu söyledi. Galatasaray’a saygım sonsuz ama tercihim bu yönde oldu.”

Slovak oyuncu, her iki kanatta da oynayabileldiğini belirterek, “Eğer yedek kalırsam hocamızın kararı diye düşünür, sonuna kadar saygı duyarım. Sol açık ve sağ açık oynayabilirim. Tercihim sol açık” ifadelerini kullandı.

Sarı-lacivertli takıma gelme sebebinin sorulması üzerine Stoch, “Kaliteme güveniyorum. Tabii ki tecrübe eksikliğim var. Fenerbahçe forması altında üst düzey maçlara çıkacağım. Buraya gelme sebebim, kaldığım hergün kendimi geliştirmek ve kariyer yapmak” dedi.

Şükrü Saracoğlu Stadı’ndan ve taraftarlardan çok etkilendiğini vurgulayan Slovak yıldız, “Birçok büyük kulüpten teklif aldım. Bu kulüplerin söylenmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Artık Fenerbahçe’nin futbolcusuyum. Geçtiğimiz günlerde Manchester City’nin teklif yaptığı yönünde haberler de çıktı. Bu iddialar doğru değil” şeklinde konuştu.

Stoch, kaç numara giyeceğiyle ilgili bir soruyla ilgili olarak, önceliğinin 11 numara olduğunu ancak bu konunun netlik kazanmadığını söyledi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Milli Gazete: Erbakan dönemi bitmez

Olaylı Saadet Kongeresinden sonra Necmettin Erbakan ve ekibinin partiden tasfiye edildiği ve artık Erbakan döneminin bittiği şeklindeki yorumlara Milli Gazete’den cevap geldi. ‘Yıldız’lı yazıda kongrede olan bitenler ise örtbas ediliyor…

Saadet`in olağanüstü genel kongresi beklenenin de üzerinde bir katılım ve coşkuyla yapıldı. Fakat kongrede bu camiayı üzen bazı gelişmeler de yaşandı. Bunlardan birincisi Milli Görüş`ün siyasal hareketinde kırk yıl içerisinde üçüncü kez çift liste çıkması oldu. Hatırlattığımız gibi bu kırk yıl içerisinde üçüncü kez cereyan ediyor. Yani Milli Görüş camiası böyle bir şeye alışık değil. Bunu yadırgıyor. Elbetteki Saadet Partisi her hangi bir siyasi parti olmadığı için camianın bunu yadırgamasından doğal bir şey olamaz.

Bu durumun tek teselli olunabilecek yönü, olup bitenin bir ayrışma değil, tartışma şeklinde ortaya çıkmış olmasıdır. Basının “Saadet`te Erbakan dönemi bitti” şeklindeki değerlendirmesi gerçekçi değildir. Erbakan ismini bir partiyle sınırlandırmak ne kadar doğru olabilir? Çünkü bu ülkede ve bütün dünyada Erbakan dediğiniz zaman akla gelen ilk şey siyasi bir parti değil, büyük bir davadır ki, bunu herkes Milli Görüş olarak bilmektedir. Genel Başkan Numan Kurtulmuş üstüne basa basa, Saadet Partisi`nin Milli Görüş partisi olduğunu söylediğine göre, “Bizim diğerlerinden farkımız Manaviyatçı olmamızdır. Bu milletin kendi özü olmamızdır. Emperyalizme karşı olmamızdır. Bizi değerli kılan ve bütün dünyayı kurtaracak olan şey, ecdadımızın inandığı değerlerin ortaya koyduğu kendi medeniyetimize olan sadakatimizdir. Bizim medeniyetimiz yenilmemiştir. Esas yenilen, Batı`nın ortaya koyduğu yeni dünya düzenidir. Dünyayı bir kez daha barış dünyası haline getirecek olan yeniden bizim medeniyetimizdir.

Bunun için, Saadet Partisi`nin öncülüğünde önce Yeniden Büyük Türkiye inşa edilecek ve Türkiye`nin öncülüğünde Yeni Bir Dünya kurulacaktır.” Dediğine göre ideolojik anlamda “Saadet`te Erbakan dönemi bitti” demenin her hangi bir geçerliliği var mıdır?

Bu teknik anlamda da aynen böyledir.

Öncelikle, basının “yeşil liste” diye adlandırdığı listeyi Erbakan vermiş değildir.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, kongreye bizzat gelmiş, salonun içini ve dışını hınca hınç dolduran binlerce Milli Görüşçü tarafından inanılmaz derecede bir sevgi seliyle karşılanmıştır. Erbakan Hoca kongrede yaptığı uzun konuşmasında tarihi değerlendirmelerde bulunmuş, en ufak bir ayrışmadan, ima ile dahi olsa bahsetmemiştir. Saadet`e yönelik baştan sona övgü dolu, ümit vadeden cümleler kullanmıştır.

“Erbakan`ın listesinden 42 kişi istifa etti” sözünün her hangi bir manası yoktur. Çünkü Numan Kurtulmuş`la birlikte bu 42 kişinin tamamı yeni seçilen GİK listesinde bulunmaktadırlar.

Ayrıca “Çatışmadan dolayı salon boşaldı” iddiası geçersizdir. Saatlerce sıcaktan bunalan izleyicinin bir kısmı seçimlere geçildiğinde salon dışına çıkmıştır. Kongreye iştirak eden 800 civarındaki delegenin az bir kısmı bir yanlış anlamadan dolayı oyunu kullanmadan ayrılmış, 650 civarındaki delege büyük bir vakarla oyunu kullanmıştır. Otobüslerin çoğu kalktığı için üçüncü tur oylamaya ancak 310 delege kalabilmiştir.

Kongrenin bizi sevindiren en önemli gelişmesi ise, listelerden birini veren partililerin arasında bulunan ve malıyla, canıyla bu dava için ömrünü feda eden Oğuzhan Asiltürk`e karşı bir avuç kendini bilmezin gösterdiği çirkin tezahürata karşı, Numan Kurtulmuş`un kürsüye çıkarak çok yerinde ve çok sert tepki göstermesi olmuştur. Bu davranış bize bir kez daha “Kardeşler Topluluğu”nun ne demek olduğunu gösterdi.

Ankara`dan ayrılırken tesellimiz ise yazarımız Abdulkadir Özkan ağabeyi tedavi görmekte olduğu hastanede ziyaret etmek oldu. Önümüzdeki günlerde amaliyat olacak olan Abdulkadir ağabeyimiz inşallah sizlerin duasıyla en kısa zamanda sağlığına kavuşup aramıza dönecek.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Erdoğan; Yasaklarla Terör Gerilemedi..!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yıllarca bölgede olağanüstü hal uygulandığını, yasaklarla, kısıtlamalarla, tecritle ne terörün gerilediğini, ne kayıpların azaldığını, aksine bölgede hem gerilimin, hem yoksulluğun, hem adaletsizliğin arttığını, hem de şartların teröre çok daha elverişli hale geldiğini belirtti.

Erdoğan, ”Biz terörün sonunu getirecek olanın daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım, daha dengeli, daha yaygın bir kalkınma olduğuna inanıyoruz” dedi.

Erdoğan, Televizyonlarda yayımlanan ”Ulusa Sesleniş” konuşmasında, Türkiye’nin gelişme seyrini ortaya koyan güzel haberlerle başlamayı umduğu sözlerine maalesef gelen acı haberlerin gölgesinin düştüğünü dile getirerek, geçen hafta içinde Hakkari’den, Elazığ’dan, Diyarbakır ve İstanbul’dan ardı ardına gelen kara haberlerin herkesin yüreğini kanattığını söyledi.

Hayatını kaybeden bütün şehitlere bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifa dileyen Başbakan Erdoğan, ”Şehitlerimizin kederli ailelerinin acılarını paylaşıyoruz” dedi.

Van’da şehitleri uğurlamak için yapılan törene katıldığını anımsatan Başbakan Erdoğan, oradan Genelkurmay Başkanı, ilgili bakanlar ve kuvvet komutanlarıyla Şemdinli’deki Tekeli Taburu’na gittiğini, çatışmada yaralanan askerleri ziyaret ettiğini söyledi.

Daha sonra çatışmanın yaşandığı Gediktepe mevkisine giderek incelemelerde bulunduğunu, şartları yerinde gördüğünü anlatan Başbakan Erdoğan, ardından Derecik Beldesi Umurlu Karakolunu ziyaret ederek, askerlerle, köy korucularıyla beraber olduğunu, vatandaşlarla konuşma imkanı bulduğunu söyledi.

”Büyük bir gururla ifade edeyim ki bütün bu yaşananlar görev başındaki kahraman askerlerimizin terörle mücadele azim ve kararlılığını daha da arttırmış, daha da güçlendirmiştir” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

”Bütün güvenlik güçlerimiz, bölgede en zor şartlar altında büyük bir millet sevgisi, büyük bir vatan aşkıyla teröre karşı mücadelesini sürdürüyor. Atılması gereken her adım atılıyor, alınması gereken her tedbir alınıyor, bundan hiçbir vatandaşımızın şüphesi olmasın. Hükümetimiz, ilk günden itibaren, ordumuzun, güvenlik güçlerimizin her ihtiyacını karşılamış, savunma ve güvenlik için talep edilen her isteği eksiksiz yerine getirmiştir. Ancak bildiğiniz gibi terörle mücadele kendi içinde büyük zorlukları olan karmaşık ve çok boyutlu bir mesele… Askeri tedbirlerle terörün belli ölçüde önünü alsanız bile, terörün zeminini ortadan kaldırmadığınız sürece bu acı olayların yaşanmasına bütünüyle engel olamıyorsunuz. Türkiye yıllardır terörist güçlere karşı güvenlik güçleriyle gerekli her türlü mücadeleyi fedakarca yürütüyor. Bunun sadece hükümetin ya da güvenlik güçlerinin değil, bir bütün olarak Türkiye’nin meselesi olduğunu iyi bilmemiz lazım.

Bu ülkenin siyasetçisi de iş adamı da yatırımcısı da aydını da medyası da bu meseleyi kendi meselesi olarak görmek, o bilinçle, o hassasiyetle meseleye yaklaşmak zorundadır. Bu mesele öfkeyle, şiddetle, sloganla, hamasetle çözülebilecek bir mesele değildir; aklıselimle, şefkatle, anlayışla, kararlı ve samimi gayretle çözülebilecek bir meseledir.

Yıllarca bölgede olağanüstü hal uygulandı, yasaklarla, kısıtlamalarla, tecritle ne terör geriledi, ne kayıplar azaldı. Aksine bölgede hem gerilim arttı, hem yoksulluk arttı, hem adaletsizlik arttı, hem de şartlar teröre çok daha elverişli hale geldi.”

-”HEP BİRLİKTE ÇÖZECEĞİZ”-

Terörü bir yöntem olarak kullananların, çatışma kültürünün, şiddetin, öfkenin kendi ekmeklerine yağ süreceğini gayet iyi bildiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, çünkü terörün, ancak bu gerilim ikliminde kendine zemin ve taraftar bulabildiğini söyledi. ”Biz terörle mücadelenin ilk şartının bu Oyuna gelmemek olduğunu biliyoruz” diyen Erdoğan, ”Şunu herkes bilsin ki; devlet olarak bu şiddet diline, bu çatışma kültürüne teslim olmayacak, aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla yitirmeyeceğiz” dedi.

Erdoğan, ”Biz terörün sonunu getirecek olanın daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım, daha dengeli, daha yaygın bir kalkınma olduğuna inanıyoruz. Bu kanlı Oyunların hedefi, milletimizin birliği ve beraberliğidir, bu topraklarda asırlardır var olan kardeşlik hukukudur, barış iklimidir. Bu meseleyi el ele, gönül gönüle vererek hep birlikte çözeceğiz” diye konuştu.

-DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞIMIZ YOK-

Türkiye’nin hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında olmadığını, olmasının da düşünülemeyeceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ancak Türkiye’nin her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin karşısında olduğunu ve olmaya da devam edeceğini bildirdi.

Erdoğan, ”Bugün izlenen dış politikanın istikameti budur; bizim belli bir bölgeye, belli meselelere saplanıp kalmış bir dış politika anlayışımız yok. Biz her bölgeye, her ülkeye, her soruna, barış ve dostluk zemininde, aynı sıcak ve akılcı yaklaşım içindeyiz” dedi.

Hakkaniyetli bir bakışla meseleleri değerlendirenlerin, ABD, Avrupa Birliği, Suriye, İran, Yunanistan, Rusya ya da İtalya ile ilişkilerde aynı iyi niyetli yaklaşımın hakim olduğunu görebileceğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

”Avrupa Birliği üyeliği için samimi çaba gösteren de Kıbrıs’ta çözüme evet diyen de Afganistan’da NATO görevi sürdüren de İspanya ile Medeniyetler İttifakı projesini yürüten de aynı Türkiye… Dünya barışının korunması için Brezilya ile dev enerji projeleri için Rusya ve İtalya ile tarihte yaşanmış bir savaşı dostluk vesilesine dönüştürmek için Yeni Zelanda ve Avustralya ile beraber gayret gösteriyoruz.

Elbette Gazze halkının ambargodan kurtulması, Irak’ta yerleşik düzenin kurulması, Balkanlarda, Kafkasya?da barışın kalıcı hale gelmesi de bizi ilgilendiriyor.

Çünkü biz dünyaya sağırlaşarak, kendi içimize kapanarak ülkemizin menfaatlerini koruyamayacağımızı biliyoruz. Kırk yıl, elli yıl önceki dış politika anlayışıyla bilgi çağının dünyasında varlığımızı sürdüremeyeceğimizin farkındayız.

Bugünün dünyasında her ülkenin çok boyutlu, çok yönlü bir diplomasi seyri izlemesi artık kaçınılmaz hale gelmiştir, Türkiye’nin hedefi de bu aktif ve gerçekçi seyir çizgisini yakalamaktır.”

-OBAMA GÖRÜŞMESİ VE G-20 ZİRVESİ-

G-20 Zirvesi öncesinde, ABD Başkanı Obama ve heyetiyle çok kapsamlı ve verimli bir heyetler arası görüşme gerçekleştirdiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, bu görüşmede başta iki ülke ilişkileri olmak üzere, bölgesel ve küresel pek çok konuda kapsamlı değerlendirmelerde bulunduklarını anlattı.

Başta terörle mücadelede işbirliği, İran’ın nükleer faaliyetleri, İsrail’in Gazze’ye yardım konvoyuna saldırısı, Afganistan ve Filistin’deki gelişmeler olmak üzere hemen her konuda görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, ”Türkiye olarak bütün bu konulardaki hassasiyetlerimizi en açık şekliyle ifade ettik” dedi.

Bu görüşmenin, ikili ilişkiler ve bölge ve dünya barışı için çok yararlı sonuçlar getireceğini ümit ettiğini belirten Erdoğan, ”Zira gayet samimi bir havada cereyan eden, bütün düşündüklerimizi çok açık, net ortaya koyabildiğimiz bir görüşme oldu” diye konuştu.

Yine Zirve sırasında İngiltere’nin yeni Başbakanı Cameron, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev, Almanya Başbakanı Merkel, İtalya Başbakanı Berlusconi ile de görüşme fırsatı olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, bu arada eş başkanı oldukları Medeniyetler İttifakında İspanya Başbakanı Zapatero ile de bir görüşme gerçekleştirdiğini anımsattı.

Her biriyle, hem G?20 gündemindeki konuları, hem de ülkeleri, bölge ve dünya barışını ilgilendiren sorunlar hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Başbakan Erdoğan, ”Bakınız sadece bir G?20 Zirvesi’nin bu kısa özeti bile Türkiye’nin diplomatik olarak nasıl geniş bir vizyona sahip olduğunu göstermeye yeterlidir. Bütün dünya bu vizyonu, bu atılımı görüyor, biliyor, takdir ediyor. Bugün bu gelişmeleri doğru okuyamayanlar da, bir gün mutlaka gerçekleri göreceklerdir; bundan hiç şüphemiz yok” dedi.

-EKONOMİK HEDEFLER-

Türkiye’nin potansiyelinin de hedeflerinin de çok büyük olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak suretiyle ekonomiyi güçlendirmeyi, istikrarlı büyümeyi temin etmeyi ve uzak olmayan bir gelecekte dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedeflediklerini bildirdi.

Bu hedefi yakalamak için yeniliklere açık olmak, AR-GE çalışmalarında, yani Araştırma Geliştirme çalışmalarında son yıllarda yakalanan ivmeyi daha da arttırmak gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan, 22 Haziran tarihinde 21. kez toplanan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında bilim adamları ve uzmanlarla bu konuyu enine boyuna değerlendirme imkanı bulduklarını söyledi.

AR-GE çalışmaları alanında Türkiye’nin son yıllarda ne kadar büyük bir atılım içinde olduğunu bu toplantı vesilesiyle bir kere daha müşahede ettiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

”Bakınız 2002 ile 2008 yılları arasında, 2008 sabit fiyatları ile AR-GE harcamalarında ülke olarak üç kata yakın bir artış sağlamış durumdayız. Bu artış hızında Türkiye bugün Çin’den sonra dünyada ikinci ülke konumunda. Dünyada araştırmacı sayısını en hızlı artıran ikinci ülke de yine Türkiye. Özel sektörün AR-GE’ye ayırdığı finans kaynağı 2007 yılında tarihimizde ilk kez kamu kaynaklarından ayrılan miktarı aştı. Özel sektörde çalışan araştırmacı sayısı 2002 yılına göre 2008 yılında 4,5 kat arttı. Özel sektöre 2000?2004 yıları arasındaki beş yıllık dönemde verilen toplam destek sabit fiyatlarla 360 milyon lira iken, 2005?2009 yılları arasındaki beş yıllık dönemde 4 kat artışla bu rakam 1 milyar 300 milyon liraya yükseldi. 2005?2010arasında DPT’nin Üniversiteler, TÜBİTAK ve diğer kamu kurumlarına tahsis ettiği Teknolojik Araştırma Sektörü yatırım ödeneği 6,5 milyar liraya ulaştı. Aynı yıllar için TÜBİTAK aracılığı ile akademik projelere verilen destek 50 milyon liradan 13 katlık bir artışla 680 milyon liraya çıktı. Evet, üniversitelere verilen proje desteği, 50 milyondan 680 milyona çıktı. 2008 ve 2009 yıllarında AR-GE Teşvik Yasası’ndan yararlanan 600 mükellefimize 2 milyar liraya yakın AR-GE vergi indirimi sağlandı. Bu tablo ülkemiz adına bir gurur tablosudur, bir umut tablosudur.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Otomotiv Sektörü Krizi Atlattı..!

Otomotiv sektöründe geçtiğimiz kriz döneminde yaşanan ciddi daralmaların, 2010 yılının ilk 6 ayında yerini pozitif tabloya bıraktığı bildirildi. Otomotiv sektörünün önemli isimlerinden Grammer Koltuk Sistemleri AŞ Genel Müdürü Tuna Arıncı, sektörün geleceğinden umutlu olduklarını söyledi.

Otomotiv sektörü olarak geçtiğimiz dönemde yaşanan global ekonomik krizin olumsuz etkilerinin 2010 yılının ilk 6 ayında olumlu yönde değiştiğini söyleyen Arıncı, “Ancak 2010 yılının ilk 6 aylık dönemine bakıldığında ciddi bir kıpırdanma var. Burada tabii ki geçen seneye göre bayilerdeki stokların da minimumlara inmesi, hiç üretim yapılamaması gibi durumları da katarsak, hareketlilik geçen senenin ilk 6 ayına göre özellikle ağır vasıta sektöründe hem iç hem de dış piyasada olumlu gidiyor. Otomotivde ise sene başı beklentileri revize edildi. 950.000 adetlik piyasadan bahsediliyor. Teşviklerin kalktığı da düşünülürse bu veriler son derece olumlu.” dedi.

AVRUPA’YA VE KURA DİKKAT!

Otomotiv sektöründe yakalanan ivmenin devam edeceğine inandıklarını ifade eden Arıncı şöyle konuştu: “Önümüzde 2 önemli kriter var. Bir tanesi Avrupa sürpriz yapar mı? İkincisi kurlar bu düzeyde mi gidecek? Özellikle kurlar konusunda devletin tedbirler alması, ana ve yan sanayiyi, ihracat yapanları yani zaten sıkıntıda olan sanayiyi bir nebze rahatlatabilir.” diye konuştu.

Firmaların krizin etkilerinden daha kolay kurtulabilmeleri için Ar-Ge ve yeni projelere önem vermesi gerektiğine vurgu yapan Arıncı, alternatif Pazar arayışlarının ve yeni pazarların da üreticiye yeni ufuklar açabileceğini belirtti. Grammer olarak Ar-Ge çalışmalarına hız vererek ürün gamını sürekli geliştirdiklerini de dile getiren Arıncı, “Grammer bu anlamda ürün gamını çeşitlendirmeye devam ediyor. Sürücü, traktör ve iş makinesi koltuklarının yanı sıra yolcu koltukları pazarında da son 2 senede ciddi atılımlar yaptı. Almanya’da yaptığı ancak Türkiye’ de üretmediği Tren koltukları üretimine başladı. Yine hiç üretmediği askeri gemi koltuğu ve araç koltukları sektöründe ciddi ilerlemeler kaydetti. Hem üretim hem de teslimatlar gerçekleştirildi.” şeklinde konuştu.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Kanal D ve CNN Türk şehit cenazelerini ölçülü verecek

Kanal D ve CNN Türk kanalları, terör saldırıları sonrası cenazelerde şehit ailelerinin feryat-figan ettiği görüntüleri ekranlara taşımayacak. Kararı, iki kanalın yönetiminden sorumlu Mehmet Ali Birand açıkladı.

Birand, “Kanal D ve CNN Türk’ün artık şehit ailelerinin feryatlarını yansıtan haberleri yayınlamayacağını” açıkladı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın medyaya yönelik “bilerek ya da bilmeden terörün yandaşı oldular” eleştirisi, Best FM’de “Konuşan Türkiye” programında tartışıldı. Programın canlı yayın konuğu Mehmet Ali Birand, “Başbakan medyaya kızmakta haklı mı?” sorusu üzerine şöyle konuştu: “Erdoğan kızmakta haklı ama bu haklılığı gölgeleyen öyle bir hali oldu ki ben bile rahatsız oldum. Bu medya bu ülkenin medyası. ‘Siz teröre yandaşsınız’ demek çok büyük haksızlık. Sadece Başbakan şikâyetçi değil. Ben çuvaldızı kendime batırıyorum. Terör eylemleri artışa geçtiği zaman Genelkurmay Başkanı da bundan rahatsız ve şikâyetçi olduğunu söylemiş, rica etmişti.”

Programda “Peki neden devam ediyor bu yayınlar? İçişleri Bakanı da yaptığı toplantıda yayınlamayın demişti. Ama hâlâ yayınlanıyor” şeklindeki soruya ise Birand şu cevabı verdi: “İki nedeni var. Birincisi alışkanlık var. Bu yayınlarla medya kendisini şehit ailelerinin acısını paylaşmış gibi görüyor. Biz çok tartışıyoruz Kanal D’de. Anaların babaların acı çığlıklarını yayınlamıyoruz. Ama bir yandan da korkuyoruz. Çünkü ‘Acısını bile vermedi şehit analarının namussuzlar!’ diye suçlanıyorsunuz yayınlamazsanız. Bir iki değil, yüzlerce mail, mektup geliyor. Bu ikisi bir araya gelince haberi yapan editör ‘kullanayım’ diyor.”

Yönettiği kanallardan Kanal D ve CNN Türk’ün şehit cenazeleri görüntülerini vererek toplumu gerdiğini programda itiraf eden Birand, artık şehit ailelerinin feryatlarını yansıtan haberleri yayınlamayacağını söyledi. “Reyting kaygınız olmayacak mı?” sorusuna ise “Ben o riski aldım. En fazla senin reytingin düşüyor, sen git başkası gelsin der. Ben de ona eyvallah der geçerim. Ne yapayım.” karşılığını verdi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Bakan Yıldırım Youtube için net konuştu

Ulaştırma Bakanı Yıldırım Youtube’a internet sitesine erişimin engellenmesiyle ilgili tartışmalara değinirken ‘ Hukukun gücünün herkesi bağlaması gerektiğini söyledi.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Youtube internet sitesine erişimin engellenmesi konusundaki tartışmalara değinerek, ”Herkes bu ülkenin hukukuna uymak mecburiyetinde. Kimsenin özgürlüğüyle internetiyle alışverişiyle işimiz yok. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun gücü herkesi bağlamalıdır” dedi.

Yıldırım, İnterpromedya Araştırma Hizmetleri’nin yaptığı ”Bilişim 500” araştırmasının ödül töreninde yaptığı konuşmada, Youtube internet sitesine erişimin engellenmesine yönelik eleştirilere yanıt verdi.

Türkiye’de kolaycılığın artık gelenek haline geldiğini belirten Yıldırım, şöyle konuştu:

”Bu dünya markası falan filan… ‘Efendim, sen bu koskocaman firmaya nasıl kafa tutarsın’. Kim olursanız olun, evrensel hukuka inanıyorsanız, ülkelerin hükümranlığına saygınız varsa o ülkenin kurallarına uyacaksınız. ‘X’ ülkesinin vatandaşının, ‘Y’ ülkesinde geçiş üstünlüğü olmaz. Bu anlayış demokrasiyle de çağdaşlıkla da bağdaşmaz. Ne yazık ki ülkemizde bunu çağdaşlık adına savunanlar var. Acı olan budur. Herkes bu ülkenin hukukuna uymak mecburiyetinde. Kim olursa olsun kimsenin geçiş üstünlüğü yok. Onun burada gönüllü mümessilleri olabilir, ateşli savunucuları olabilir, bu bizi ilgilendirmez. Diyoruz ki ‘buyurun, burada iş yapıyorsanız, buranın hukuku neyse, Fatma, Ayşe Türkiye Cumhuriyeti’nde nasıl muamele görüyorsa siz de aynı muameleyi göreceksiniz’. Kimsenin özgürlüğüyle internetiyle alışverişiyle işimiz yok. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun gücü herkesi bağlamalıdır.”

Ulaştırma Bakanı Yıldırım, hükümetin son günlerde aldığı bir kararla Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi’ne üye olma sürecini başlattığını anımsatarak, bu anlaşmaya taraf olan ülkelerin herhangi bir olay karşısında hukuki alışverişi olsun olması diğerine hemen haber vereceğini anlattı.

Bu konuyu Youtube tartışmaları ile örneklendiren Yıldırım, ”Diyelim ki bir suç teşkil eden, hakaret içeren bir veri var. Youtube’u savunanlara soruyorum. 47 siteye Genel Başkan ile ilgili video koyuldu, girişimleri yaptık, bunların hepsini çıkardılar. Tek çıkarmayan Youtube’du. Hala çıkarmamışlar. Atatürk için aynı şeyi yapmıştır. Buradaki sorunumuz, biz firmalarla falan uğraşamayız. Buradaki sorun, Türkiye’yi muhatap alıp almama sorunudur. Ben bunu tenkit ediyorum. Bu ülkeyi bu kadar hafife almak, küçümsemek kimsenin hakkı değil” diye konuştu.

-”BİLİŞİMLE MEVZUAT İYİ ARKADAŞ OLAMAZ”-

Binali Yıldırım, bilişimle mevzuatın çok iyi arkadaş olamayacağını dile getirerek, bilişimin ezberleri bozan, tutuculuğu ortadan kaldıran ve zihniyet dönüşümü yaratan bir alan olduğunu, mevzuatın ise her şeyi kontrol etmeye çalıştığını ifade etti.

”(Ben akıl için para vermem) anlayışı sona ermediği için biz burada yavaş büyüyoruz” diyen Yıldırım, bilişimin ilerlemesi gerektiğini kaydetti.

Türkiye’nin kağıt devletten elektronik devlete dönüştüğünü anlatan Yıldırım, milyonlarca kağıt belgenin sanal arşiv kentlere dönüşeceğini, sadece bir kurumun 100 milyondan fazla dokümanı olduğunu ve bunlar dikkate alındığında ”işsizlik” diye bir şeyin kalmayacağını söyledi.

Yıldırım, bazen bürokrasi ve mevzuatın işleri yavaşlattığını ifade ederek, ”Bakanlığımın çağrı merkezi için dışarıdan hizmet alımı için 1,5 sene mücadele ettim. Güya bende bakanım yani… O Bakanlığın patronuyum ama mevzuat diye gizli bir güç var. Ne olursanız olun, her yerde karşınıza çıkıyor. Mevzuatla tuş birbirini sevmiyor” şeklinde konuştu.

Türkiye’de 17 milyon numara taşınması işlemi yapıldığını hatırlatan Yıldırım, ”Bu numara taşınmasının bir kısmı da numara ama bu da bir kolaylık” dedi.

Yıldırım, IP6 teknolojisinin çalışmalarını da sürdürdüklerini ifade ederek, 11 haneli telefon numaralarının 16-17 haneye çıkacağını ve bununla ilgili çalışmaların da devam ettiğini söyledi.

Ulaştırma Bakanı Yıldırım, ödül gecesine katılan Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince’den bilişim konusunda destek isterken Sermaye Piyasası Kurumu Başkanı Vedat Akgiray’a ”Sermaye Piyasası olarak vatandaşın parasını topluyorsunuz. Biraz da onlara hayrınız olsun” diye seslendi.

Konuşmaların ardından İnterpro Holding Yürütme Kurulu Başkanı Ruşen Yaygın, Bakan Yıldırım’a bilişim sektörüne katkılarından dolayı plaket sundu.

Yıldırım bunun üzerine ”Bu plakete layık olup olmadığımı aziz milletim bilir. Ben amele bir bakanım…” dedi.


Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati

Fazla Mesai Yapan Polis Memurları Başbakanlığa Başvurdu…

Van Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memurları, fazla mesai yaptıkları gerekçesiyle Başbakanlığa başvurdu.

Görevli polis memurları, şikayetlerini Başbakanlık İletişim Merkezi’ne yaptı.

Başbakanlık, konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı kanalıyla Van İl Emniyet Müdürlüğü’nden bilgi talep etti.

Van Emniyet Müdürlüğü tarafından Başbakanlığa gönderilen cevabi yazıda, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde 9′u rütbeli personel ve 12’si bayan olmak üzere toplam 209 personelin görev yaptığı belirtildi. Şikayet konusunun Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nün, gruplarda çalışan personelin çalışma saatlerine ilişkin olduğuna işaret edilen açıklamada, grupların üç gün çalışıp bir gün dinlendikleri ifade edilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Grupların 3+1 çalışma sistemine göre, 1. gün 08.00-24.00′e kadar, 2. gün 08.00-19.30′a kadar, 3. gün 08.00-17.00′ye kadar çalıştıkları ve 4. gün istirahat kullandığı görülmüştür. Bu sistem içerisinde haftada 1 gün, 2 haftada bir gelmek koşuluyla ayda en az 7-8 gün mutlak istirahat kullanıldığı tespit edilmiştir.” denildi.

“TERÖR OLAYLARI VE EYLEMLER GEREKÇE GÖSTERİLDİ”

İzin kullanamayan memurların izinlerinin daha sonra telafi edildiğine işaret edilen açıklamada, “Emniyet Müdürlüğümüzün diğer birimlerinde 12/24 ve 08.00-17.00 şeklinde çalışma sistemleri uygulanmaktadır. İlimizde terör olaylarının ve toplumsal olayların yoğunluğunun arzetmesi bakımından önemli görevlerin olması durumunda 12/24 esasına göre çalışan personelden, geceden çıkan ve geceye gelecek olan personel dahil tümü görevlendirilmektedir ki bu sistemde çalışan personel gece görevi de ifa etmektedir. 08.00-17.00 çalışma saatine göre çalışan personel normal şartlar altında sadece hafta sonları izin hakkına sahiptir. Bu durumda personel aylık ortalama 8 gün izin yapmaktadır. Ancak hafta sonları ilimizde gerçekleşen olaylarda görev yoğunluğu sebebiyle hafta sonları kullanılması gereken 2 gün iznin 1 gün olarak kullanıldığı ve bu 1 günlük kesilen iznin telafisi olmadığı, zaman zaman yapılan uygulamalara kadro personeli ve 12/24 esasına göre çalışan personelin katıldığı, akşamları gerçekleşen faaliyetlerde ve akşam çevre koruma nöbeti olmak üzere çeşitli konularda kadro personeline de düzenli olarak görev yazıldığı bilinmektedir. Bu şartlar altında Çevik Kuvvet Personelimizin çalışma saatleri bağlamında kadro personeli ile eşit gün sayısında izin kullandığı hatta kadro personeline göre daha fazla izin kullanıldığı görülmektedir.”

İl Müdürlüğü, şikayette bulunan polis memurlarının çoğunluğunun meslek hayatının başında ve adaptasyon süreci yaşayan memurlardan oluştuğunu, 209 kişiden çok azının şikayette bulunmasının normal olduğu ve ciddi bir huzursuzluğun bulunmadığına işaret edildi.

Bu konuyu arkadaşlarınla paylaş:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • Technorati