Chat.com.tr
Türkiye’nin güncel haber ve blog servisi!
Türkiye’nin güncel haber ve blog servisi!
30.Ağu.2010
Film seyretmenin ve müzik dinlemenin kolaylığı
Günümüzde müzik dinlemek hatta en son çıkan şarkıları dinlemek çok kolay. Eskiden dinlemek istediğimiz şarkıyı bulmakta çok zorlanırdık. Şimdi istediğimiz şarkıyı eski olsun yeni olsun internetten indirip dinleyebiliriz. Hatta sevdiğimiz ve hayran olduğumuz sanatçıların mp3 indirip zevkle dinleriz.
Sadece müzik indirip dinlemek değil sevdiğimiz sanatçıların kliplerini de indirip zevkle seyredebiliriz. Televizyonda seyredemediğimiz, sürekli seyretmekten keyif aldığımız klipleri indirip tekrar tekrar seyredebiliriz.
Müzik dinlemek ve klip seyretmek ne kadar keyifliyse, film seyretmekte bir o kadar insana keyif vermektedir. Özelliklede sinemaya gitmeye vakti olmayanlar için internetten film izlemek büyük bir zevktir. Hem insanı dinlendirir hem de günün güzel geçmesini sağlar.
Mp3 indir ve dinle hayatın daha renkli olsun. indir ve izle keyfine keyif gelsin. Gençlerin sloganı bu artık, gençlerin diyoruz ama kendini genç hissedenlerin de sloganı bu. Şu sıkıcı hayat şartları altında ezilen insanlarımız netin hayatlarına girmesiyle birlikte daha eğlenceli günlerde geçirmektedirler. Böylece sıkıntılarını netten müzik dinliyerek ve film seyrederek gidermektedirler.
30.Ağu.2010
Geçtiğimiz yıl ki şampiyonluğun ardından bu seneki performansı merak edilen Bursaspor, yeni sezona da rekorlarla başladı. Ligin ilk 3 maçını da kazanan yeşil-beyazlı takım, 9 puanla liderleğe yükseldi.
Attığı 5 gole karşın kalesinde gol görmeyen Bursaspor, gelecek adına da ümit veriyor. Bursaspor yöneticileri ise, başarılarının en önemli nedeni olarak, şampiyon kadroyu korumalarını gösteriyor.
İLKLERİ YAŞATMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Bursaspor Yönetim Kurulu Üyesi İrfan Koç, ligin başında 3 maçı da kazanmalarının kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Şampiyon bir takım olarak 3 maç üst üste kazanmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getiren Koç, Bursaspor taraftarlarına ilkleri yaşatmaya devam edeceklerini kaydetti.
İki zor deplasmandan 6 puan çıkarttıklarını hatırlatan Koç, şöyle konuştu: “Galatasaray ve Sivas maçlarını kazanmayı bildik. Bu hafta maç yok ve bir sonraki hafta da Eskişehir’i Bursa’da ağırlayacağız. O da güçlü bir rakip. İnşallah onu da yenip 4′de 4 yapmak istiyoruz. Seyircimiz karşısında galip geleceğimize inanıyorum.”
EN BÜYÜK AVANTAJIMIZ ŞAMPİYON KADROMUZ
Bursaspor’un bu seneki hedefini belirlediğine dikkat çeken Koç, “Herkes Bursaspor’un şampiyonluktan sonra ne olacağını merak ediyordu. Bu performansının bu sene ne olacağının göstergesi.” diyerek şöyle konuştu;
”Biz şuna inanıyorduk; takımı bozmadığımız için inancımızı hiç yitirmedik. Şampiyon olan takım yerinde duruyordu. Bu maçları kazanacağımıza inanıyorduk. En büyük avantajımız kadromuzun yerinde oluşuydu. Allah utandırmasın. Seyircimizin deseteği de çok iyi. Sivas’a kadar geldiler. Bizi desteklemeye devam etsinler.”
Yeni transferlerin de birbirinden kaliteli olduğuna dikkat çeken Koç, onlarında takıma tam katkı sağlaması ile Bursaspor’un yolunun iyice açılacağını sözlerine ekledi.
26.Ağu.2010
AK Parti Denizli İl Başkanı Bilal Uçar, CHP İl Başkanı Zafer Gönenç’e ‘dürüstlük’ çağrısı yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’in mitingi öncesi CHP İl Başkanı Gönenç’in, cami ve valilik önüne pankart asılmasını eleştirdiğini, ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Denizli mitingi öncesi alanın Serinhisar ve Sarayköy Belediyesi’nin itfaiye araçları ve personeli kullanılarak süslendiğini belirten Uçar, “Dürüst olun” dedi.
Uçar, basın mensuplarına bir yazılı açıklama ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen haftaki mitingi öncesi Özay Gönlüm Meydanı’nda Serinhisar ve Sarayköy Belediyesi itfaiye araçları çalışırken çekilmiş fotoğraflarını gönderdi. CHP İl Başkanı Zafer Gönenç’in “hem suçlu hem güçlü” olduğunu savunan Uçar, “Denizli’de pankart meselesini diline dolayan, fakat kendi astırdığı pankartlar hakkında sesini çıkaramayan Gönenç, şimdi de kalkmış, bize dürüstlük dersi veriyor. Belediyenin imkanlarını, siyaseten kullandığımızı iddia ediyor ve daha çirkin bir şey yaparak benim mesleğimle ilgili iftirada bulunarak, bütün kamu kurumlarının avukatlığını aldığımı iddia ediyor” dedi.
CHP İl Başkanı Gönenç’e, “Zerre kadar dürüstlüğün varsa şu sorularıma yanıt ver” diyen Uçar, “Genel başkanınız Denizli’ye geldiğinde miting alanını hangi belediyenin araçlarıyla ve personeliyle süslediniz? Bir hafta öncesi bizi hiç olmadığı halde belediye imkanlarını kullanmakla suçlarken ve biz bu suçlamayı reddetmişken siz hangi yüzle Sarayköy ve Serinhisar Belediyesi’nin itfaiye araçlarını ve personelini sabaha kadar miting alanında çalıştırdınız? Denizli Belediye Başkanlığı sizde olsa belediyenin tüm imkanları CHP’ye feda olsun. Öyle mi? Siz kendinizi devletin partisi olarak görüyorsunuz. Öyle olunca her şey size mubah oluyor” dedi.
Gönenç’i, kendisini “kamu kurumlarının avukatlığını alarak rant sağladığı” iddialarıyla da ilgili olarak eleştiren Uçar, “Gönenç kendisi de avukat olduğu halde, mesleğin etik kurallarını da çiğneyerek bizi töhmet altında bırakmaya kalkıyor. Kontrol altındaki tüm kamu kurumlarının avukatlığını alarak rant elde ettiğimizi iddia ediyor. Bugüne kadar hiç rant ve haksız kazanç peşinde olmadık, aklımızdan bile geçirmedik. 2004 yılından bu yana yerel bir sulama birliğinin ve Türk Telekom’un sözleşmeli vekilliğini yapıyorum. Bunun dışında hiçbir kamu kurumunun avukatlığını yapmıyorum. Gönenç’ten hangi belediyenin, hangi bankanın, hangi devlet kurumunun avukatı olduğumu açıklamasını istiyorum. Açıklayamıyorsa çıkıp özür dilesin. Aksi takdirde kendisini müfteri ilan ediyorum” diye konuştu. Uçar, siyasi olarak her türlü eleştiriye açık olduklarını, ancak mesleği nedeniyle onuruyla oynanarak siyaset yapılmasını ahlaki bulmadığını belirterek, “Kendisi de meslektaşım olan Gönenç’i bu çirkin yakıştırmasından dolayı kınıyorum” dedi.
25.Ağu.2010
Kournikova defileyi bakan Çağlayan ile birlikte izledi 25-28 Ağustos 2010 tarihleri arasında İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde gerçekleştirilecek “İstanbul Fashion Week’in açılış töreni 9.Koza Genç Moda Tasarımcıları yarışması ödül töreni ile gerçekleşti. Açılışa Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve tenis kortlarından modelliğe adım atan Anna Kournikova da katıldı. Soruları yanıtlayan Rus güzel, “Burada bulunmaktan çok büyük heyecan duyuyorum. Burası son birkaç yıldır çok büyümüş. Töreni dört gözle bekliyorum. Çok güzel olacak. Bu ülkeyi çok seviyorum ve moda gösterisini bekliyorum” dedi. “Bir Türk modacının kıyafetini giyip giymeyeceği” sorusuna Kornikova, üzerine bir Arzu Kaprol kıyafeti olduğunu söyleyerek yanıt verdi.
KOZA GENÇ MODA TASARIMCILARI YARIŞMASININ FİNALİNDE ÖDÜLE DEĞER GÖRÜLENLER BELİRLENDİ
Moda dünyasına genç tasarımcılar kazandırmak amacıyla düzenlenen “Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması”nda dereceye girenler belli oldu. İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birliklerinin organize ettiği, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkısıyla, İstanbul Fashion Week 2010, İstanbul Moda Akademisi ve Elle Türkiye işbirliğiyle gerçekleştirilen yarışmanın finali, İTÜ Taşkışla binasında yapıldı. Jürinin ikinci ön elemesiyle “deri” kategorisinden 8, “hazır giyim” kategorisinden 17 finalistin koleksiyonları düzenlenen defileyle jürinin ve konukların beğenisine sunuldu. Jüri, “hazır giyim” kategorisinde, “Doğduğum Yer Doyduğum Yer Kendimi Koyduğum Yer” isimli çalışmasıyla Nil Kandemir, “Suprematizm” adlı çalışmasıyla Burçak Ceylan ve “Spaghetti Junction” isimli çalışmasıyla Esra Ayşe Akkaya’yı ödüle layık gördü. “Deri” kategorisinde ise “Derinliğin Sessizliği” adlı çalışmasıyla Meltem Özbek ve “Koru Kendini” isimli çalışmasıyla Özgür Fırat ödüllendirildi.
24.Ağu.2010
Bu sonuç skandal bir iddiaya neden oldu. Buna göre ihtiyaç fazlası öğretmenlerin sınav sonuçları ÖSYM’de değerlendirilirken netleri yükseltildi.
2010 Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) üzerindeki şaibeler bitmek bilmiyor. Sınavda Eğitim Bilimleri bölümünden 120 tam net yapan 350 kişinin birçoğu dershane veya özel okul öğretmeni çıktı. Ortaya çıkan sonuç, skandal bir iddiaya neden oldu. Buna göre bazı özel dershane ve okullarda çalışan ihtiyaç fazlası öğretmenlerin, Milli Eğitim Bakanlığı’na geçmeleri için, sınavın değerlendirme sahfasında optik okuyucular ile oynanarak bu kişilerin netleri yükseltildi.
120 net yapan üçü çift olan 7 kişiye ulaşıldı. Bu kişiler; Kayseri Özel Yelkenoğlu Lisesi Müdür Yardımcısı Bahadır Yolaçan ve tarih öğretmeni eşi Reyhan Yolaçan, Sakarya Anafen Dershanesi’nden Matematik Öğretmeni Levent Çelebi ve felsefe öğretmeni eşi Seher Çelebi, Diyarbakır’dan Matematik öğretmeni İdris Çiftçi ve eşi Nil İlköğretim Okulu İngilizce Öğretmeni Ayşegül Çiftçi ve Kahramanmaraş Birey Dershanesi’nden İngilizce öğretmeni İlhan Güler. Hepsi de özel dershanelerde veya okullarda öğretmen olarak çalışıyor. Kendilerini ilk aradığımızda sorularımızı yanıtlamaktan çekindiler. Ancak ısrarımız üzerine sorularımıza yanıtladılar.
Sınavda 120 net yapan çiftlerden Çelebi’ler…Sakarya’da Anafen dershanesinde matematik öğretmeni olan Levent Çelebi ve yine aynı dershane de felsefe grubu öğretmeni olan eşi Seher Çelebi de sınavın Eğitim Bilimleri bölümünden 120 net yaparak tam puan aldılar. Oysa Levent Çelebi 2009 yılında girdiği KPSS’de aynı bölümden 35 yalnış yaparak sınavda toplam 80 puan almıştı. Eşi Seher Çelebi ise geçen yıl Eğitim Bilimlerini boş bırakarak sınavda toplam 70 puan almıştı. Bu yıl ise Eğitim Bilimleri bölümünden 120 net yapan Levent Çelebi 99.4 ve eşi Seher Çelebi ise 97.5 puan aldı.
1500 lira harcadım
Sınavda kopya çekmediğini söyleyen Levent Çelebi, kopya çektikleri idialarını yalanlayarak şunları söyledi, “Söylentiler asılsız. Ben ve eşim 5 ayrı kaynaktan KPSS’ye hazırlandık. İzin günüm de bile ders çalıştık. 1500 TL para harcadım çalışma kitaplarına. Şimdi de çıkmış kopya çektiğimizi iddia ediyorlar. İddialar tamamen asılsız. Hakkımızda çıkan söylentilerle ilgili, bu söylentileri yayan internet sitelerine dava açacağım.” Öte yandan Eğitim Bilimleri testinde 120 net yapan diğer adaylar da dikkat çekti. Diyarbakır’dan matematik öğretmeni İdris Çiftçi eşi İngilizce öğretmeni Ayşegül Çiftçi ile beraber bu kişiler arasında yer aldı. Ayşegül Çiftçi Diyarbakır’da 3 yıl önce küçük kız öğrencilerin türbanla okula gitmesiyle tartışma yaratan Nil İlköğretim Okulu’nda çalışıyor.
Savcılık soruşturuyor
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, KPSS’de “kopya çekildiği ve soruların çalındığı” iddialarıyla ilgili soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, iddialarla ilgili olarak soruşturma başlatırken Türk-Eğitim Sen de, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan ve Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Milli Eğitim eski Bakanı Hüseyin Çelik hakkında suç duyurusunda bulundu. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, “KPSS’nin iptali konuşulurken 30 bin öğretmenin atamasını nasıl yaparsınız? Sınavda evli 10 çiftin 120 net yaptığı ortaya çıktı. Uzmanların bile doğruluğu konusunda hemfikir olmadığı soruların bulunduğu bir sınavda 120′de 120 yapmak tesadüfle açıklanamaz” dedi.
“Dava açacağız”
KPSS’de tam puan alan iki memur adayıyla da görüştük işte açıklamaları:
İdris Çiftçi, “Şu an çalışmıyorum. Öğretmenliğe başlayalı 4 yıl oldu. Matematik öğretmeniyim. Eşim Ayşegül Çiftçi ise ingilizce öğretmeni ve 3 yıldır öğretmenlik yapıyor. Eşim Özel Nil İlköğretim Okulu’nda görev yapıyor. KPSS sınavına girdiğimiz doğru. Sıradan bir puan aldık neden böyle bir sıkıntı oluştuğunu analayamadık. Sınavda kopya çekildiği doğru olabilir fakat bütün eşler kopya çekti diye bir genelleme yapılması çok yalnış. İnternet sitelerinde adımızın dolaşması hiç hoş değil. Mahkemeye başvurmayı düşünüyorum.”
İlhan Güler / Birey Dershanesi
“KPSS de yüksek puan elde ettim. Bu doğrudur. Fakat kopya gibi asılsız iddalar beni çok üzüyor. Böyle birşeyin olması imkansız. Şu anda Kahramanmaraş’ta bir dersanede ingilizce öğretmenliği yapmaktayım.“
Çelebi çiftinin 2009 sınavı başarısız
Seher (üstte) ve Levent Çelebi çifti 2009 yılında da KPSS sınavına girdiklerini söylüyor. Ancak o sınavda tam puan almak mümkün olmamış. Levent Çelebi’nin tam 35 yanlışı çıkmış.
23.Ağu.2010
Bayramda alternatif tatil mekanı arayanlar için görkemli dağın doğası bu kez Eylül’de keşfedilecek.
Kış aylarının favori tatil mekanı olarak bilinen ve her kış tüm Türkiye’yi kendine hayran bırakan Uludağ’ın en prestijli beş Yıldızlı oteli Ağaoğlu My Resort, bu yıl kış sezonu öncesi alternatif tatil mekanı arayanları Uludağ’ı keşfetmeye çağırıyor. Konuklarını şımartan otel Ağaoğlu My Resort, konforu ve özel hizmetleri ile bir araya gelen tertemiz dağ havası ve yeşilin her tonunun yer aldığı zengin bitki örtüsü ile şehrin gürültüsü ve stresini unutmayı sağlıyor.
Türkiye’nin en büyük doğa ve macera sporları merkezi olan Uludağ’da tatil yapmayı tercih edenler, profesyonel rehberler eşliğinde trekking ve ATV safari turları ile karlar altında merak edilen Uludağ’ın eşsiz doğasını görebilme şansına sahip olacaklar.
Oteller Bölgesi, Cennet Kaya Parkuru, Wolfram – Madenler Bölgesi, Göller Yöresi Parkuru, Kilimli Göl, Buzlu Göl, Kara Göl, Aynalı Göl, Aras Şelalesi etrafındaki parkurlar, trekking rotalarını oluşturuyor. Batı Anadolu’nun 2547 metre ile en yüksek dağı olan Uludağ’ın zirvesinden ise Batı Anadolu’nun büyük bir kısmı izlenebiliyor.
İlk misafirler Ağaoğlu konaklayanları olacak
Her yıl Ağaoğlu ev sahiplerini davet eden ve ilk onlar ile sezon açılışı yapan Ağaoğlu My Resort, bu yıl da geleneği bozmadı. Tüm Ağaoğlu oturanları Eylül ayından itibaren her haftasonu Uludağ’ın keyfini sürecek.
Güneşin tadına Mandra’da varılacak
Otelden yalnızca beş dakika mesafede yer alan Ağaoğlu’nun bir diğer işletmesi Mandra Cafe&Bar ise bu mevsimde bunalmadan güneşin tadını çıkarma fırsatı sunuyor. Terasında gün boyu hizmet veren mekan akşamları ise yemeğin ardından bar olarak hizmet veriyor.
22.Ağu.2010
Bakan Çubukçu’nun verdiği talimatla, sorumluluk sınavlarında başarılı olamayan öğrenciler eylülde en fazla 4 dersten yeniden sınava girecek.
Derslerin sona ermesinin ardından yapılan ortalama yükseltme ve sorumluluk sınavları sonucunda başarılı olamayan lise öğrencilerine “af niteliğinde” yeni sınav hakkı getirildi. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, öğrenim gördükleri sınıfta başarısız olan lise öğrencilerinin eylülde en fazla 4 dersten sınava alınmaları talimatını verdi.
Çubukçu genelgede, “Yapılan değerlendirme sonucunda, az da olsa bir kısım öğrencinin sınavlarda istenilen başarıyı elde edemedikleri anlaşılmıştır” dedi. Yayımlanan genelgeye göre, eylülde yapılacak yeni sınavlar şöyle uygulanacak:
-Sınava girilecek dersler, 16-20 Ağustos 2010 arasında velisi tarafından okula bildirilecek.
-Sınav programı, sınav döneminin başlangıcından önce ilan edilecek.
-Gerektiğinde cumartesi ve pazar günleri ile çalışma saatleri dışında da sınav yapılacak.
-İkinci defa sınıf tekrarı durumuna düşmesi sebebiyle 2009-2010 eğitim-öğretim yılı ders kesimi ve ortalama yükseltme sınavları sonu itibariyle okulla ilişiği kesilen öğrenciler, bu yeni sınav hakkından yararlanabilecek.
-Sınav takvimi yapılırken, 2010-ÖSYS’de herhangi bir yükseköğretim programına kayıt hakkı kazanan ve yeni sınav hakkından yararlanacak öğrencilerin durumları dikkate alınacak.
22.Ağu.2010
Vizesiz gemi turları son yılların tercih edilen seyahat biçimlerinden. Şu sıcak tatil gününde Ramazan sonrası nasıl değişik şekilde tatil yaparak hem gezip eğlenirken hem bilgilenirim diyenlere bir gemi turu macerası sunalım istedik
Vizesiz gemi turları son yılların tercih edilen seyahat biçimlerinden biri oldu. Zahmetsiz bir yolculuk türü bu. Tek yapmanız gereken turun parasını ödemek, pasaportunuzun numarasını şirkete bildirmek, yurt dışı çıkış harcını ödeyip, günü geldiğinde gemiye binip keyif çatmak. Her gün bir limanda iniyor, sanki kendi ülkenizdeymiş gibi adeta evinizden çıkıp etrafı gezip tozuyor, sonra da aynı rahatlıkta gemiye biniyorsunuz. Kimse size “Dur; nereye gidiyorsun” demiyor. Üstelik bütün bunları da başka ülkeleri, aralarında kilometrelerce mesafe olan kentleri gezerek, denizlerinde yüzerek, tarihini, coğrafyasını keşfederek yapıyorsunuz. Ne bavul açıp kapama derdi var, ne de uçağa ya da otobüse yetişme derdi.
Apex Tour Cruise Holidays’in Ocean Majesty isimli gemisiyle Dalmaçya sahillerini keşfe çıkarken, doğrusu ilk kez gemi yolculuğu yapacağımız için biraz tedergindik. İzmir Limanı’ndan hareketle Yunanistan’da Atina, Korint Kanalı, Corfu Adası, Hırvatistan sahillerinde ise Dubrovnik, Split ve Kotor’a gideceğiz. Rota çok güzel de, geminin hareket saatini beklerken; “Ya gemi sallanırsa, deniz tutarsa, fırtına çıkarsa, ya da gemide insan nasıl vakit geçirir ki? gibi soruları sorup durduk birbirimize. Ocean Majesty’ye bindiğimiz andan itibaren herşeyin en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş olduğunu görünce de tedirginliğimiz yerini keyfe bıraktı.
Ocean Majesty, 9 katlı, 10 bin 417 gros ton ağırlığında, 134 metre uzunluğunda. 623 yolcu ve 280 personel kapasiteli. Birinde küçük bir havuz ve jakuzi olan üç güvertesi, biri açık, diğeri kapalı iki restoranı, 5 barı, kütüphane ve internet odası, sinema salonu, masaj, sauna, spa ve sağlık hizmetleri, jimnastik salonu, casinosu, freeshop’u, marketi, diskoteğiyle bir otelde arayacağınız herşeyi sunuyor. Kabinlerde TV, saç kurutma makinesi (10 Euro’ya kiralıyor, çıkarken paranızı geri alıyorsunuz), direkt telefon, banyo ve WC mevcut. Giriş katından başlayıp, 8’inci kata kadar dağılan kabinler, değişik kategorilerde, Her kategori ayrı fiyatlandırılmış. Personel Türk, Yunan, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Hindistan, Brezilya ve Filipinlilerden oluşuyor. Ağırlık Filipinlilerde. Hepsi çok kibar ve yardımcı. Günde üç kez odanız temizleniyor. Sabah, öğle, akşam yemekleri, akşamüstü çayları, gece atıştırmalıklarıyla mutfak gün boyunca arı gibi çalışıyor. İçki fiyata dahil değil. Personel için gün başına 7 Euro bahşiş veriyorsunuz. Şehir turları da fiyata dahil değil. Tura katılmak istemiyorsanız araç kiralayarak ya da yürüyerek kendi programınızı kendiniz yapabiliyorsunuz. Tabii ki gemiye bildirilen saatte binmek kaydıyla!…
Ocean Majesty, Saat 15.00’te İzmir Limanı’ndan hareket etti. Gemiye biner binmez size bir tanıtım kartı veriliyor. Bu kartla gemiye inip biniyor, gemideki harcamalarınızı kabin hesabınıza geçirtiyorsunuz. Olur da gemiye geç kalırsanız, limanda kimlik yerine de gösterebiliyorsunuz.
Neyse kartımızı aldık ve odalarımıza yerleştik. Gemide verilen zorunlu can kurtarma tatkibatına da katılıp, can yeleklerini nasıl kullanacağımızı öğrendikten sonra, Atina’ya doğru dümen kıran geminin güvertesinde yıldızları seyretmeye başladık. Sabah Pire Limanı’nda olacağız.
Pire’den Atina’ya
Bilindiği gibi Yunanistan gemicilik sektöründe köklü bir geleneğe sahip. Yılda 20 milyon yolcuyu ağırladığı söylenen liman, dünyanın en işlek üçüncü limanı. Yılın ilk çeyreğindeki geliri 27.8 milyon Euro. Avrupa Yatırım Bankası’nın 90 milyon Euro vererek büyümesi için desteklediği limanın bazı bölümleri 35 yıllığına Çin’e kiralanmış. Burada görülecek fazla bir şey yok. Limanda bizi bekleyen otobüslere binip, Yunanistan’ın gözbebeği Akropolis’e doğru yola çıkıyoruz.
“Geçiş üzerindeki yer” anlamına gelen Pire’den Akropel’e giderken, rehberimiz Armağan Yağcı, Yunan rehberin anlattıklarını çeviriyor. Ne Yunanistan’da, ne de Hırvatistanda yerel rehber almadan bir şey yapamıyorsunuz. Paşa Limanı ve mübadelelerin yapıldığı Türk Limanı da denen Mikrolimani’den geçiyoruz. 1985’de açılan, 1997 Avrupa Basketbol Şampiyonası ve 1998 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın, yapıldığı, 2004 Olimpiyat Oyunlarında voleybol maçlarının oynandığı Barış ve Dostluk Stadyumu’nu geride bırakıyoruz. Nihayet Akropel’deyiz.
Akropolis’e turist akını
Eski Yunanlılar, kurdukları şehirlerin en yüksek noktasında Akropolis dedikleri idari, askeri, dini ve savunma amaçlı yapılar ile hazinelerin saklandığı etrafı surlarla çevrili bir iç kale oluştuyorlardı. Atina Akropolis’i de deniz yüzeyinden 152 metre yükseklikte. Kavurucu sıcağa rağmen, turist kaynıyor. Yılda15 milyon turist, burayı ziyaret ediyor.
Unesco tarafından korunan Akropolis’te ilk yerleşim Cilalı Taş Devri’ne tarihleniyor. Ancak Akropolis, M.Ö. 5’inci yüzyılda Kral Perikles zamanında genişletilmiş. Akropolis’in önemli yapıları Parthenon tapınağı, “Kapılı Giriş” denen Propylaea, Athena Nike Tapınağı, Erekheiton ve Odeion Amfitiyatrosu.
Perikles zamanında Heykeltraş Pheidias ve Iktinus, Mnesikles ve Kallikrates adındaki mimarlar tarafından yapılan Parthenon tapınağı, kenti koruduğuna inanılanTanrıça Athena’ya adanmış. Parthenon’a ulaşmak için önce “kutsal alana giriş” anlamına da gelen “Propylaea” isimli kapıdan geçiyorsunuz. Mimar Mnesikles’in eseri olan kapı, mimari güzelliğinden dolayı hep taklit edilmeye çalışılmış. Yapışılından tam 2.200 yıl sonra Berlin’deki Brandenburg Kapısı’na da esin kaynağı olmuş.
Akropol’u Londra’ya taşımış
Dor uslubünda yapılan Parthenon’da Tanrıça Athena’nın bedeni fildişinden, giysileri som altından yapılmış bir heykeli varmış. 13 metre yüksekliğindeki heykelin sağ elinde, Zafer Tanrıçası Nike’nin iki metre boyundaki heykeli duruyormuş. 19.yüzyılda Athena heykeli, Lord Elgin tarafından parça parça sökülüp İngiltere’ye taşınmış. Halen British Museum’da sergileniyor ve Yunanistan eserin iadesi için uğraşıyor. İngiltere, iade talebini “Atina’da bu eseri sergileyecek uygun müze yok” diye geri çevirmiş. Yunanistan hükümeti de, kentin en önemli meydanı olan Sintigma’da Yeni Akropolis Müzesi adında bir müze açmış. Bu müze dünyanın en büyük erkeloji müzesi .Ancak İngilizler hala Yunanistan’dan aldıklarını geri vermemiş. Müzeyi hafta içi 4-5 bin, haftasonları 10 bin kişi ziyaret ediyor.
1980 yılından beri bitmeyen bir restorasyonda olan Akropol’un ikinci önemli yapısı Erekhtheion. M.ö. 420-393 yılları arasında yapılan ve adını Atina’lı Kral Erekhteus’tan alan tapınak, İon stilinin en güzel örneklerinden biri kabul ediliyor. Parthenon’a bakan yüzündeki saçaklığı karyatid figürlerle bezenmiş tapınağın bazı parçaları da yine Lord Elgin tarafından sökülüp Londra’ya götürülmüş. Nasıl ki Alman Heinrich Schliemann, Troya’yı kazıp, hazinesini Yunanistan’a kaçırdıysa, İngiliz Lord Elgin’de Akropolis’i soyup Londra’ya taşımış.
Akropolis, en parlak zamanını Roma döneminde yaşamış. Pek çok saldırıya uğrayıp, zarar görmüş. Örneğin 5.yüzyılda Bizanslılar paha biçilmez eserlerin bir kısmını İstanbul’a götürmüşler. Akropolis’ten çeşitli zamanlarda kaçırılan eserlerin bazıları da Paris Louvre Müzesi’nde sergileniyor.
Önemli diğer binalar Akropolis’in güney yamacındaki Odeion Tiyatrosu ile Diyonisos Tiyatrosu. Üç tarafı taş duvarla çevrili Odeion amfitiyatrosunun yapım tarihi M.S. 161. 5 bin kişi alan tiyatroda Herodos Atticus konuşmuş. Herbert Von Karajan, Maria Callas, Mikis Theodorakis, Manos Hacidakis, Haris Alexiou, George Dalaras gibi ünlü sanatçıların konser verdiği tiyatroda Atina Festivali de düzenleniyor.
M.Ö. 534’te inşa edilen Diyonisos Tiyatrosu, dünyanın en eski tiyatrolarından biri. Antik Yunanda araba yarışlarının yapıldığı tiyatro, halen restorasyonda. 9 milyon dolara mal olacak restorasyonun 2015’te bitmesi planlanıyor.
Nöbet değişim şovu
Akropolis turundan sonra yolumuzu Syntagma Meydanı’ndaki Yunanistan Parlamento binasına çeviriyoruz. Burada nöbet değişim törenini izleyeceğiz. Yunanistan nöbet değişim törenini, her Pazar günü saat 10.40’da yapılan turistik bir gösteriye dönüştürmüş, Binanın önündeki caddede trafik kesilmiş. Polisler “Kom Bek” diyerek yüzlerce turisti caddenin karşı tarafında yarım daire oluşturacak biçimde bekletiyor. Derken caddenin bir tarafından pileli etekleri, çarığı andıran ponponlu papuçları, ellerinde tüfekleriyle bir kıta Evzon Askeri beliriyor. Evzon askerleri “Efsun” adıyla da biliniyor. Geçmişte Osmanlı egemenliğine karşı savaş başlatan birliklere verilen bir ad bu. Şimdi tören kıtası olarak görev yapıyorlar. “Rap Rap” önümüzden geçiyorlar. Parlamento binasının ön duvarındaki Meçhul Asker Anıtı’nın önünde nöbet tutan Evzon askerleriyle yer değiştiriyorlar. Anıtta Perikles’in “Demokrasi ve vatan için ölenlerin mezarı bütün dünyadır” yazılı. Bu anıt önünde 100 yıldan beri nöbet tutuluyor. Anıtın sağında ve solunda uzanan duvarın üzerinde de Yunan tarihindeki büyük savaşları simgeleyen bronz şiltler sıralanmış. Anıtın sağındaki ilk şildin üzerinde ‘Afyonkarahisar-Sakarya’ yazıyor. Bu şilt, ‘Megalo İdea-Büyük Yunanistan’ ümidiyle Anadolu’ya çıkıp, geri gelemeyenlerin anısına yapılmış…
Kadın, erkek,çocuk çoluk çılgın bir fotoğraf çekme anı yaşanıyor. Nöbet değişiminden sonra bölük yine düzgün adımlarla geldiği yere gidiyor. Hayat normale dönüyor.
Askerlerin eteklerinde tam kırk pile var. Her pile Yunanistan’ın 400 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kaldığı her on yılı simgeliyor. O yılları hiç unutmamak ve unutturmamak için bu etekleri giymişler. Giydikleri eteklerin anlamını soran turistlerin dikkatleri de ister istemez Yunanistan tarihini öğrenmeye yöneliyor. Ponponlu papuçların anlamını çözemedik, muhtemelen folklorik bir figür…
Pazarlık şart
Atina’nın en havalı semti Kolonaki. Syntagma meydanından Kolonaki’ye uzanan yol boyunca konsolosluklar, üniversite binaları ve restore edilmiş eski evler sıralanıyor. Bu evlerden biri Truva’yı taşıyan Heinrich Schliemann’a ait. Ev Nümismatik Müzesi olarak kullanılıyor. Atina’nın bir diğer ünlü semti Monastıraki’de pazar günleri bit pazarı kuruluyor. Artık Plaka’dayız.
Plaka’ya girmeden önce tipik bir Roma takını andıran Hadrian Kapısı’nı izliyoruz. Zeus Tapınağı’nı tamamlayan Roma İmparatoru Hadrian’ın adı verilen kapı, Eski Atina ile Roma Atinası’nın sınırını belirliyor. Turistlerin olmazsa olmaz duraklarından Plaka, küçük cumbalı binaları, her çeşit hediyelik eşya satılan dükkanları, lokantaları, dondurmacıları, kafeleriyle gezilmesi gerekli yerlerden biri. Hemen aşağısında Atina Roman Agorası yer alıyor. Suriyeli bir astronomun yaptırdığı rüzgar kulesi, su ve rüzgarlı ilgili deneylerde kullanılmış.
Bizim Kapalıçarşı gibi turistik bir yer olan Plakada hediye alırken, fiyatlara dikkat edin. Aynı ürünün farklı dükkanlarda farklı fiyatlara satıldığını göreceksiniz. Pazarlık edin.
Lokantalarda sunulan Yunan yemeklerinin isimleri tanıdık. Cacik, musakka, fava, baklava, Türk kahvesi gibi bildik lezzetleri kendi dillerinde sunuyorlar. Cacık “Caciki” oluyor, Türk kahvesi de Greek Coffee. Sulavki dönerin adı. Dana, tavuk veya domuz etinden yapılan döneri, sulandırılmamış cacık, tırnak pide ve patates kızartması eşliginde sunuyorlar. Bizdeki dürüm gibi yemek isterseniz, 2.5 Euro ödüyorsunuz.
Biz, zamanımız dar olduğu için fotoğraf çekmeyi yemek yemeye tercih ettik ve yemek keyfi yapamadık, Turun bir aşamasında guruptan ayrılıp serbest zamanımızı Plaka’da geçirmek istedik, Gemiye de taksiyle dönmeye karar verdik. Atina’da dikkat edilmesi gerekenler listesinin en başına Akropolis’te çantanıza dikkat etmeyi, mutlaka taksimetresi olan araca binmeyi yazın. Taksimetre açmayana binmeyin. Daha da olmazsa, vaktinizi doğru ayarlayıp, şehiriçi otübüslere ya da metroya binin. Her durakta billet gişeleri var. Yıllar önce yaptığım bir Atina-Akropol gezisinde bir taksi şoförüne kanan fotoğrafçı arkadaşım yüzünden bir günde iki kişi için 300 Euro harcadığımı hatırlayınca, bu kez çok dikkat ettim. Plakadan çıkıp Hadrian Kapası’na geldiğimizde etrafımızı saran taksiciler 35 Euro’dan kapı açtılar. Sonra da inmeye başladılar, üstelik taksimetrenin de o kadar yazdığını söylediler..Üç arkadaş bir taksi tutup, taksimetreyle toplam 10 Euro’ya gemiye döndük.
Corinth heyecanı
Şimdi Corinth Kanalı’ndan geçeceğiz. Yunanistan’ın Mora Yarımadası ile kuzey kara topraklarını ayıran Corinth Kanalı, 1881 ile 1893 yılları arasında açılmış. Kanalı elde etmek için eski çağlarda gemilerin kayalıklardan aşırılarak geçirildiği Corinth kıstağı en ince yerinden kesilmiş, 84 metre aşağı kazılmış. Buna rağmen, 8 metre su derinliği elde edilmiş. Böylece Ege Denizi’yle Adriyatik Denizi kanal vasıtasıyla birbirine bağlanmış. Kanal, Ege’den Adriyatiğe ulaşmak için Mora Yarımadası’nı dolaşarak 400 km. yol katetmek zorunda olan gemilerin yolunu 6.3 km.’ye indirmiş.
Kanalın giriş ve çıkışında suya batırılabilen köprüler mevcut. Ocean Majesty, kanala girdiğinde herkes güvertelerde toplanıp, bu ilginç deneyimin her dakikasını yaşamaya çalışıyor. Kanalın alt kısımları 21, üst kısımları 24 metre genişliğinde. Ancak tek yöne, tek bir gemi geçebiliyor. O da küçük tonajlı olmak ve kılavuz almak kaydıyla. Yanlardaki kara parçaları dik bir şekilde gökyüzüne uzanıyor. Çarpacak sanıyorsunuz ama çarpmıyor gemi. Kimi zaman kıyıya hafifçe sürtünüyor . O zaman iki yanındaki yuvarlak bariyerler, kıyıya sürtünen geminin açılmasını sağlıyor. Ses dalgalarıyla su iki yana itilerek yol alıyor. Ağır ağır ilerliyoruz. Tam da gün batarken Corinth’ten geçmek unutulmayacak deneyimlerden biri oluyor.
Günde ortalama 30 geminin geçebildiği kanal gelişen deniz teknolojisi sayesinde artık eski önemini kaybetmiş. Bakım ve onarım maliyetleri nedeniyle geçişlerin oldukça masraflı olmasına rağmen yılda çoğu Yunan seyahat firmaları ve turist gemilerinden oluşan 11 bin transit geçiş yapılıyor.
Bu akşam yemeğin ardından güvertede Türk gecesi var. Geminin animasyon ekibi her gece başka bir şovla geceleri renklendiriyor. Güvertedeki açık hava partileri gecenin geç saatlerine kadar sürüyor. İster şovu izliyor, ister partiye katılıyor, kapalı lounge’da sohbet ediyor, casinoya gidiyor ya da kabinize çekilip TV izleyip, dinleniyorsunuz. Bu arada gemide çok rahat uyunduğunu da belirtmek lazım. Ne sallanıyorsunuz, ne de yukardaki partinin sesini duyuyorsunuz.
Geceki partinin ardından dünyanın en uzun asma köprülerinden Rion-Antirion Köprüsü’nün altından geçtik. Yunanistan’ın 21.yüzyıl sembollerinden biri sayılan köprü, gecenin karanlığında Yunan bayrağının renklerinin kullanıldığı aydınlatmasıyla etkileyici bir manzara sunuyor.
22.Ağu.2010
Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesi deniz sahili suyu, en iyi derece olan (A) sınıfı çıktı.
Kırklareli’ne 98, Demirköy’e 26 kilometre uzaklıkta, Karadeniz kıyısında 20 kilometrelik kumsala sahip İğneada koruma altındaki yedi gölü, zengin doğası, oksijen çadırından farksız havası ile temizliğini bir kez daha ispatladı.
İğneada’da 3 ayrı yerden alınan deniz suyu numunelerinin analiz sonucuna göre, İğneada’nın deniz suyu (A) kalite ”çok temiz” kriterinde çıkarak, Türkiye’nin en temiz sahilleri arasındaki yerini aldı.
AA muhabirinin Kırklareli Sağlık Müdürlüğünden edindiği bilgiye göre, İğneada deniz suyu numunelerinin analiz sonuçlarına göre (A) kalite deniz suyu olduğu belirlendi.
TATİL CENNETİ İĞNEADA
İğneada Belediye Başkanı Tahir Işık, yaptığı açıklamada, İğneada’nın deniz suyunun temizliğinin bozulmamasının mutluluk verici olduğunu, İğneada’nın doğasıyla ve deniziyle keşfedilmeyi bekleyen tatil cenneti olduğunu söyledi.
20 kilometre uzunluğundaki sahil ile kendini denize yaslamış Longoz Ormanlarının arasında yürüyüş yapmanın ve denize girmenin bir başka keyif olduğunu belirten Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Denizle ormanın kucaklaştığı Batı Karadeniz’in incisi İğneada oksijen çadırından farksız havası, leziz balıkları ve kolay ulaşımla doğa sevenlerin göz bebeği. Tatilciler denizle orman havasını aynı anda teneffüs ediyor. Yürüyüş yaptıkları sahilde stres atarken aynı kumsalda dalgaların taşıdığı deniz kabuklarını da topluyorlar.”
Haziran-Eylül ayları arasında denizden yararlanma imkanı bulunan İğneada’da, kış mevsiminde de hafta sonları kenttin stresinden uzaklaşmak isteyenler için sığınılacak bir liman olduğunu ifade eden Işık, ”İğneada’da her geçen yıl turist artışı gözlüyoruz.
İğneada’mızı geçen yıl yaklaşık 15 bin kişi ziyaret ederken, bu yıl 20 binin üzerine çıktı. Demek ki İğneada’mızı görenler beğeniyor. Biz bundan çok memnunuz. Biz yerli ve yabancı turistlerimizi beldemize bekliyoruz” diye konuştu.
Son Yorumlar