Chat.com.tr
Türkiye’nin güncel haber ve blog servisi!
Türkiye’nin güncel haber ve blog servisi!
03.Mar.2010
GATA’da görevliymiş…
GATA’da çalışan Tabip Üsteğmen Sema Koç (28), Ankara’da askeri lojmanda beylik silahıyla kafasına tek kurşun sıkarak hayatına son verdi. Koç’un, psikolojik sorunları olduğu iddia edildi
TÜRK Silahlı Kuvvetleri’ndeki ‘sır’ intiharlara bir yenisi daha eklendi. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) görevli Tabip Üsteğmen Sema Koç (28), beylik silahı ile intihar etti. İntihar sırasında üsteğmen Koç’un eşi Tabip Üsteğmen Güray Koç’un da evde olduğu ileri sürüldü.
27.Şub.2010
Eşref Erdem: “Evet, Baykal 99′da Ahmet Türk ile görüştü ama…”
CHP Ankara Milletvekili Eşref Erdem, BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 1999 yılındaki seçimlerden önce CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın aday göstermek için ”20 militan istediği” iddiasının ”mesnetsiz” olduğunu belirterek, ”20 militan lafını hayretle karşıladım” dedi.
Parlamento Muhabirleri Derneği’ni ziyaret eden Erdem, yaptığı açıklamada, Ahmet Türk’ün isteği ve kendisinin ricası üzerine Baykal’ın, Türk ile kendi evinde bir araya geldiğini, daha sonra da seçimlere birlikte girme konusunda sohbetler yapıldığını söyledi.
”Görüşmelerin sohbet şeklinde geçtiğini, kurumsal kimlik adına yapılmadığını, listenin konuşulmadığını” belirten Erdem, ”Sayın Sakık’ın bu derece mesnetsiz bir iddia ortaya atmasından üzüntü duydum. Böyle bir şey söylemek abesle iştigaldir. Hayretle karşıladım” dedi.
Erdem, Baykal’ın bu konudaki politikasının 40 yıldır aynı ve tutarlı olduğunu ifade etti.
08.Şub.2010
Diyarbakır -Ankara Seferini Yapmak Üzere Kalkışa Hazırlanan Yolcu Uçağına Bomba İhbarı Yapıldı. Arama Sonucu İhbar Asılsız Çıktı.!
Diyarbakır-Ankara seferini yapmak üzere kalkışa hazırlanan yolcu uçağına bomba ihbarı yapıldı. Arama sonucu ihbar asılsız çıktı.
Edinilen bilgiye göre, saat 21.10′da Diyarbakır-Ankara seferini yapmak üzere kalkışa hazırlanan yolcu uçağında bomba olduğu ihbarı yapıldı. İhbar üzerine uçaktaki yolcular indirildi. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü bomba uzmanlarınca yapılan arama sonucu ihbarın asılsız çıktığı belirlendi.
Yolcuları yeniden alınan uçak saat 22.55′te havalandı. (Anadolu Ajansı)
06.Şub.2010
Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Ankara Büyükelçisinin bir gazeteyle yaptığı söyleşide iç politikaya yönelik değerlendirmelerini eleştirdi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Diplomatik teamüller uyarınca Büyükelçilerin görev yaptıkları ülkelerin iç politikası hakkında yorumlarda bulunmamaları beklenir.
Bu itibarla, Sayın Jeffrey’nin de bu konuya daha büyük bir hassasiyetle yaklaşmış olması ve Türk iç siyasi yaşamı hakkında beyanlarda bulunmaktan kaçınması gerekirdi” denildi.
Jeffrey, Sabah gazetesiyle yaptığı söyleşide dış politikadan Ergenekon’a, ordunun siyasetteki rolüne kadar birçok konuda görüşlerini dile getirmişti.
İŞTE SÖYLEŞİNİN DIŞİŞLERİ’Nİ KIZDIRAN KISMI
“- Ya bugünkü tabloyu nasıl görüyorsunuz?
- Türkiye’de demokratik sistemin kökleri ve iç sorunları çözmede hoşgörü farkı bir noktada. AKP hükümeti ve başka unsurların yarattığı demokratik dönüşüm (Türkçe söyledi) açık. Bu durumda da ordunun içerdeki durumu güçlü biçimde denetlemesi ve gözetlemesine duyulan ihtiyaç azalmış durumda. Bu da açıkça görülüyor. Tabii bir de AB’ye katılımın gerekli kıldığı koşullar var. Ordunun sivil hayata müdahalesinin azaltılması hatta tümüyle ortadan kaldırılması gerekiyor. Hatta ordunun politikaların şekillenmesindeki müdahalesinin de azaltılması hatta kaldırılmasını gerekli kılıyor. Avrupa bizim Amerika’daki uygulamamızdan çok daha ileri gidiyor. Bizde generaller görüşlerini söylerler ve dış politikanın şekillenmesinde rol oynarlar.
- Yani gerek Akdeniz’deki değişim, gerekse Türkiye’deki demokratikleşmeyle ordunun iç politikadaki rolüne ihtiyaç da azaldı mı diyorsunuz?
- Evet. Ayrıca bir gerçek daha var. Türkiye artık çok daha istikrarlı bir ülke oldu. 1980′lerdeki gibi ülkede yaygın şiddet yok. Yasalar o dönemdeki gibi çiğnenmiyor. Sağcılar solculara, Aleviler Sünnilere, Kürtler Türklere, sendikalar sendikalara karşıydı. Suçlular ortada dolaşıyordu. Çok yönlü şiddet vardı.
- Türk ordusu da bu yeni döneme uyum sağlamaya mı çalışıyor?
-Türk ordusuyla konuşmanız lazım. Bizim genel durumla ilgili gözlemlerimiz var. Ama belirli kurumlar hakkında yorum yapmayız.
- Darbe tartışmalarını demokratikleşme sürecinde bir geçiş dönemi olarak görenler var.
- Ergenekon ya da diğerleriyle ilgili yorum yapmamı istiyorsanız yapamam. Çünkü neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyoruz.
- Ya Balyoz, Ayışığı, Sarıkız gibi darbe iddiaları?
- Olan biteni anlamıyoruz. Anlamamız için medyayı izlememiz ve yargının varacağı sonucu beklememiz gerekiyor. Kim ne yaptı, ne yasaldı, ne yasal değildi? Ne doğruydu? Ne yalandı? Bütün bunların başlangıcındayız.
- Belki garip bir soru ama sizce Türkiye’de askeri darbe olabilir mi?
- General Başbuğ’un açıklamalarını dinledim. Başbuğ demokrasiye bağlı olağanüstü bir lider. Bu parti 7 yıldır iktidarda. Bu partiyle, dünya görüşü farklı olan ordunun geleneğinden gelenler arasındaki ilişkilere bakarsanız bazı sonuçlara varırsınız.
03.Şub.2010
Türkiye’de bir felaket yaşanmadan, yetkililer çözüm aramıyor. Trafik kazalarından sonra yaya geçitleri yapıyoruz. Dere yataklarında yapılaşmaya izin verip, canlar gidince, ‘Önümüze geleni yıkacağız’ gibi sahte demeçleri alkışlıyoruz.
Ankara 19 Mayıs Stadı, 1936 yılında hizmete girdi. Yani tam 74 yıl önce. O tarihten bugüne sayısız faaliyete ev sahipliği yapan bu stat, şimdi adeta ‘Çöküyorum’ diye bağırıyor. Türkiye Futbol Federasyonu, sezon başında 19 Mayıs Stadı için güvenlik sertifikası istedi. Gençlik Spor Ankara İl Müdürlüğü de bu talebi, stadın kullanım hakkına sahip olan Ortak Girişim’e (Ankaragücü ile Gençlerbirliği’nden oluşuyor) iletti.
ÇÖKÜNTÜLERE YAMA!
Ancak stadın ölçümleri yüksek maliyet gerektirdiği için Ortak Girişim topu İl Müdürlüğü’ne attı. Üzerine düşen görevden kaçan Ankaragücü ve Gençlerbirliği, TFF’ye de hala bu güvenlik sertifikasını göndermedi. Oysa stadın çevresinde çökmeler oluşmaya başladı bile. 19 Mayıs Spor Kompleksi’nin yanına yapılan ve 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın oynanacağı yeni salon inşaatı, Ankara’nın yer altı sularının da dengelerini değiştirdi. Yer altındaki güzergahı, salon inşaatı sırasında değiştirilen sular, şimdi 19 Mayıs Stadı’na yöneldi. Ayrıca yine stat yakınında bulunan Gençlik Parkı’ndaki inşaatlar ve yeni düzenlemeler de bu yer altı sularının akıntısını, komplekse çevirdi. İl Müdürlüğü, stat çevresindeki çöküntüleri, yamalarla dolduruyor. Stadın beton ömrünün de yıllar önce bittiği, Bayındırlık Bakanlığı’nın yaptığı incelemede ortaya çıkmıştı. 19 Mayıs Stadı’nın yıkılıp, yenisinin yapılması için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, projesini hazırladı. Çim yüzeyin raylarla stat dışına taşınacağı, dört katlı ofislerin yer aldığı bu 50 bin kapasiteli stadın projesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığını yaptığı kurula, bu ay içinde sunulacak.
28.Oca.2010
Norveç’te yaşayan hem Türk hem de Norveç vatandaşı olan K.K (17) ve S.U (18), Anıtkabir Hatıra Defteri’ne hakaret içeren yazı yazdı.
İki gencin, “Şaka yaptık. Suç olduğunu bilmiyorduk” savunması ceza almalarını engellemedi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gençlerin cezasını 11 ay 7’şer güne indirerek onadı.
Yaz tatili için gelen K.K ve S.U 4 Temmuz 2005’te, Anıtkabir’i ziyaret etti. Anıtkabir Müzesi’ndeki hatıra defterine K.K, “Mıstık, seni gördüğüm için daha kötü oldum, Allah razı olsun diyeceğim ama demiyorum, yaptıkların için teşekkürler, ama seni hiç gözüm tutmuyor” yazdı. S.U ise “Tipini s.k” diye yazarak sövdü. Şikayet üzerine iki genç, Anıtkabir güvenlik görevlilerince gözaltına alındı. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’nce tutuklanarak, Elmadağ Çocuk Islahevi’ne gönderilen iki genç hakkında Atatürk’e hakaretten dava açıldı.
Çocuk mahkemesi yargıladı Ankara Çocuk Mahkemesi, çocukları önce Atatürk’e hakaretten 1 yıl 10 ay 15’er gün hapis cezasına çarptırdı. Olay tarihinde 18 yaşından küçük olmaları nedeniyle cezayı üçte bir oranında azaltarak 1 yıl 3’er aya indirildi.
Mahkumiyet kararı temyize gitti. Yargıtay 11. Ceza Dairesi hükmü onadı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, iki gencin 18 yaşından küçük olmaları nedeniyle cezanın yarı oranında indirilmesi gerektiğini belirterek, onama kararına itiraz etti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu itirazı kabul ederek, sanıkların 11 ay 7’şer gün hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
28.Oca.2010
ANKARA- Galatasaray Başkanı Adnan Polat, Ankara’da taraftarlarını mutlu edecek önemli açıklamalarda bulundu. Dos Santos’un transferine ilişkin müjdeyi açıklayan ve takımla ilişiği kesilecek yabancı oyuncunun kararının Cuma günü verileceğini belirten Adnan Polat, kulübün önemli yatırımlar ve projeler gerçekleştirdiğini ve 2 sene içinde Galatasaray’ın borçsuz ve gelirleri yüksek bir kulüp haline geleceğini söyledi.
Ankaragücü ile yapılacak kupa maçı için Başkente gelen Adnan Polat, Ankara Galatasaraylı İşadamları ve Yöneticileri Derneği (1905 AGS) Başkanı Hakan Baytar, yönetim kurulu ve dernek üyeleri ile yemekli toplantı yaptı.
SANTOS MÜJDESİ
Polat burada üyelere, “Önce müjdeyi vereyim. Biz burada yemeğe başlarken aynı anda; Dos Santos ile hem kulübü hem de futbolcunun kendisi ile anlaşma tamamlandı. İmzalar atıldı. Bu transfer hem Türkiye, hem İngiltere hem de Meksika’da resmen açıklandı.Kiralık olarak alınan Santos’un sezon sonu satın alma opsiyonu da var. Hem Kulübü ile hem de futbolcunun kendisi ile… Umarım bu transfer hayırlı olur” dedi.
26.Oca.2010
Balyoz Harekatı isimli darbe planının Başbakan adayı olarak TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun çıkmasına hiç şaşırmadım diyen yazar Metin Özer sert bir yazı kaleme aldı. Özer’e göre ‘Balyozun Başbakan’ı nasıl deşifre oldu?
TOBB Başkanı Rifat Hısarcıklıoğlu ile ilgili sert yorum.. Özer’e göre ‘Balyozun Başbakan’ı nasıl deşifre oldu?
Özer’in Hisarcıklıoğlu ile ilgili sert iddiaları ve gerekçeleri:
YANAR-DÖNER RİFAT BEY
Balyoz Harekatı isimli darbe planının Başbakan adayı olarak TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun çıkmasına hiç şaşırmadım.
Rıfat Bey’in yaklaşık 10 yıldır o koltuğa oturmak için nasıl daldan dala konduğunu çok iyi bilenlerdenim.
Bunun için TOBB bünyesinde kurduğu mini bakanlar kurulundan da haberdarım.
Kafamda eksik kalan parça, Rıfat Bey’in Balyoz Harekatı isimli darbe planında Başbakan adayı olarak ortaya çıkınca tamamlandı.
Bu darbe planı 2003 yılında yapılmış.
O tarihte kağıt üzerinde hazırlanan plan daha sonra fiili görüşmelere dönüşmüş.
İşte bu bilgiden sonra kafamda şimşek çaktı.
2003 yılı sonlarıydı.
O tarihte STAR TV ve Star Gazetesi’nin Ankara Temsilciliği görevini yapıyordum.
Muhabir arkadaşlardan birisi önüme bir haber getirdi.
Haber; TOBB’un Başbakan Erdoğan’ın kullanımına sunmak üzere Başbakanlığa bir helikopter alma kararı üzerineydi.Konuyu Rıfat Hisarcıklıoğlu gündeme getirmiş, yönetimdeki arkadaşları da onaylamıştı.
Sonuçta Başbakan’a süper lüks bir helikopter alınmıştı.
İşin ilginç yanı, yaklaşık 20 milyon dolarlık böylesi bir karar kamuoyundan da saklanmıştı.
TOBB’un Başbakanlığa helikopter almasını bir türlü anlayamadım.
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin parası mı yoktu ki Rıfat Bey Başbakan’a helikopter alma derdine düşsün.
Sonra bunun yağcılıktan kaynaklandığını anladık.
Olaydan Başbakan Erdoğan’ın bile haberi yoktu.
Biz bu konuyu kurcalarken telefonum çaldı.
Arayan Rıfat Hisarcıklıoğlu idi.
‘Canım hemşerim’ diye söze girdi. İkimizde Kayserili olduğumuzdan birbirimize genelde ‘hemşerim’ diye hitap ederiz.
Hal-hatırdan sonra esas meseleye geldi.
“Sizin arkadaşlar bizim helikopter konusunu haber yapıyormuş” deyip, heyacanlı ve birazda panik halinde niye böyle bir karar aldıklarını anlattı. Ardından da henüz bir helikopter almadıklarını zaten fiyatının tahminlerinden yüksek geldiğini izah etti.
Sözünün sonunu, “Sevgili hemşerim, şimdi siz bu konuyu yazarsanız ben çok zorda kalırım. Sıkıntıya düşerim. Bilmediğin büyük olaylar var. Gözünü seveyim bu işe girme” diye ricada bulundu.
Rıfat Bey sağlamcıdır.
Beni aramakla kalmamış, ne kadar kıramayacağım eşim dostum varsa hepsini araya sokmuş.
Biz de dostları kırmadık.
O haberi Star Gazetesi’nde girmedik ama Habervitrini’nde yayınladık.
İşte o tarihte Rıfat Bey’in niçin böyle paniklediğini ancak şimdi anlayabildim.
Meğer bizim Rıfat Bey o tarihte, askerle işi pişirmekle meşgulmüş. Asker darbe yapacak, Rıfat Bey kestirmeden Başbakanlık koltuğuna oturacak. Sonuçta o helikopteri de aslında kendisi kullanacak.
Paniklemesinin nedeni; askerle iş pişirken Başbakan Erdoğan’a kıyak yapan adam durumuna düşme ihtimali olmuş.
Kendisini Başbakan yapmaya hazırlanan askere izah edilemeyecek bir durum bu çünkü.
Rıfat Bey, anlaşılıyor ki askerden uzun süre bir adım bekledi. Ama o adım bir türlü gelmedi.
Askerden umudunu kesen Rıfat Bey bu kez rotayı Demirel’e çevirdi.
Hatırlarsınız; o tarihlerde Hisarcıklıoğlu’nun merkez sağın başına geçeceğine yönelik gazetelerde manşetler çıkmaya başlamıştı.
Demirel ile beraber gizliden gizliye bu konu üzerinde çalışmaya başladı.
Yukarıda dediğim gibi Rıfat Bey sağlamcıdır. Kolay kolay yaş tahtaya basmaz.
Bir yandan Demirel ile planlar yapan Hisarcıklıoğlu, öte yandan Başbakan Erdoğan’a çok yakın duruyordu. Konuşmalarında Erdoğan’a övgüler yağdıran Rıfat Bey, Başbakan’ın hiçbir toplantısını kaçırmamaya özen gösteriyordu. Erdoğan’ın yurtdışı gezilerinin müdavimi olmuştu.
TOBB’da müthiş bir ekip kuran Hisarcıklıoğlu, merkez sağ ile alakalı bir anket yaptırdı.
Yaptırdığı gizli ankette bu işin tutmayacağını gören Rıfat Bey, sert bir dönüşle Güniz Sokak’tan uzaklaştı.
Uzaklaştı ama Başbakanlık koltuğu kendini çekiyordu.
Bunun üzerine AK Parti içerisinde hamle yapmaya kalktı.
O tarihte ortalık toz-duman haldeydi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Gül’ün adaylığı kesin değildi. Hatta Erdoğan’ın Köşk’e çıkması konuşuluyordu. Öyle olunca da Hem AK Parti Genel Başkanlığı, hem de Başbakanlık koltuğu boşalacaktı.
O Boşluğu doldurma ihtimali üzerine çalıştı.
AK Parti’ye ve Erdoğan’a şirin gelecek açıklamalar yaptı. Ekonomiyi övdü, AK Parti’yi yere göğe sığdıramadı.
Rıfat Bey’in işi burada rast gitmedi.
Köşk’e Gül çıktı, Tayyip Erdoğan koltuğu bırakmadı.
Rıfat Bey yine de umudunu kesmedi.
Önce Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener’le yakınlaştı. Zaten o dönemde yapılan plan Şener’in Köşk’e, Hisarcıklıoğlu’nun Başbakanlığa gitmesi üzerineydi.
Ardından bugün Ergenekon’dan yargılanan çok sayıda isimle temasa geçti. İş ortağı ve kadim dostu Sinan Aygün gözaltına alınınca, Rıfat Bey buradan da kendine ekmek olmadığını gördü. Hatta buradan ekmek yemek bir yana, başının belaya gideceğini düşünen Hisarcıklıoğlu, köşesine çekildi.
İşte o süreçte tekrar Başbakan Erdoğan’a yakınlaşan Hisarcıklıoğlu, tam Erdoğan’ın gezilerinde tekrar boy göstermeye başlamışken ‘Balyoz’u yedi.
Balyoz Darbe Planı’nın Başbakan adayı olduğu ortaya çıktı.
Atalarımızın dediği gibi çekirge bu kez sıçrayamadı.
Her işini gizli yaptığını sanan Rıfat Bey bu kez iyot gibi ortaya çıktı.
Daldan dala konarken aslında konduğu her dala bir iz bırakıyordu. Çizdiği zikzaklar yakından izleniyordu. Temasta olduğu oluşumlardan daha sonra hızla uzaklaşmak isterken arabasının lastiklerini yakıyordu. Bu sesleri de Ankara’da duymayan kalmadı.
Rıfat Bey şimdi panikte.
Hemen bir basın toplantısı yapacaktır.
Darbeci olmadığına, demokrasiye bağlılığına yeminler edecek, hayatında Başbakanlık hesabının olmadığını belirtip, hükümete övgüler yağdıracaktır.
Kusura bakma Rıfat Bey, artık yemezler.
Gün ışığına çıktın.
Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Başbakan olman bir yana!..
Darbeyle geldiğin TOBB Başkanlığı’ndan bu kez bir ‘Darbe Planı’ nedeniyle gideceksin.
Kaderin cilvesi..
Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak da bu olsa gerek.
26.Oca.2010
Tekel İşçilerinin Ankara’daki Eylemlerine Bazı Sanatçılar da Desteklediklerini Belirttiler.!
Okan Bayülgen’in Kanal D’deki Medya Kralı programını arayan Tıp Fakültesi öğrencisi Ceren Dallı’nın konuyu açması üzerine, stüdyoda bulunan konuklarla birlikte Okan Bayülgen de Tekel işçilerine ekrandan destek verdi.
ÖNLERiNE BiR ÇOK ENGEL KONULDU
Programın konuklarından Memet Ali Alabora, Türkiye’de sendikalı işçilerin sayısının 5 yıl öncesine göre büyük oranda düşmesine dikkat çekerek “işçilerin bir şekilde örgütlenmelerinin önünde bir çok engel oluşturuldu son yıllarda ve bunların çok azına tanık olabildik… Tekel işçileri de bunların önemli temsilcilerinden bir tanesi. Onların mücadelesinden daha da vahim olan onlara davranılan biçim. Aslında demokratik bir ülkede olmaması gereken bir şey… Bu bir demokratik haktır ve buradaki davranış biçimi, milletvekillerini bile darp etmeye kadar giden bir baskıyla orantısız devam etti. Tekel işçileri umarım haklarını alırlar” diye konuştu.
iÇiM ACıYOR
Derya Baykal, konuyu yakından takip ettiğini anlatarak “Benim de çok içimi acıtıyor. Hakikaten bir an önce çözüme ulaştırılmalı. Hepimiz üzülüyoruz. Ben de onların yanında olduğumu belirtmek isterim” diye konuştu.
Okan Bayülgen ise lise hayatının hep grevlerde geçtiğini ve bir dönemin gençliğinin bu tür eylemlerde ön planda olduğunu anlatarak şimdiki gençliğin geldiği duruma dikkat çekti.
KiM MECLiS’E GÖTÜRECEK BU MESELEYi?
Hakkı Devrim de Tekel işçilerinin yaşadığı duruma sahip çıkan ve bu meseleyi Meclis’e götürecek kimse olmamasından dert yandı, “Siz nasıl bir memleketsiniz ki bir eylem, bu kadar haftalarca devam ediyor, siyasi partilerden hiç biri, hazır bir vasat var bunu değerlendireyim dahi, bu meseleye sahip çıkmıyor” şeklinde konuştu.
ACıYLA iZLiYORUM
Programın konuklarından Harun Kolçak da Tekel işçilerine desteğini şu sözlerle dile getirdi:
“Ben de çok acıyla, acıyarak izliyorum. Hakkı Devrim’in sözlerine yüzde yüz katılıyorum. Özellikle bir sosyalist olarak, sosyal demokrat olarak sol partilerin aczini.”
TWiTTER’DA GÜNCELLENiYOR
Sibel Tüzün ise Gazeteci Sinan Akinan’ın Twitter’da Tekel işçilerinin durumunu sayfasında sürekli güncellediğini anlattı ve kendisinin de Tekel işçilerine destek verdiğini belirtti.
25.Oca.2010

Kanal D’de ekrana gelen Disko Kralı programının başında olumsuz hava koşullarına karşın stüdyoya gelen 300′e yakın üniversiteliye teşekkür eden Bayülgen, istanbul dışında Ankara ve çevre illerden de gelenler olduğunu özellikle belirtti.
istanbul’u etkisi altına alan ve -2 dereceye düşen hava durumundan bahseden Bayülgen, yetkili merciler tarafından yapılan ‘Dışarı çıkmayın, evinizde kalın’ anonslarına tepki gösterdi.
Belediyenin görevinin her türlü hava koşulunda hayatın akışının devam etmesini sağlamak olduğunu ima eden Bayülgen, “Bir belediye kar yağdığı zaman, ‘kar yağdı ama biz hallettik’ diye kendi reklamını yapamaz. Bu saçmalıktır” dedi.
Halkın -40 derece olan ülkelere, şehirlere tatile gittiğini hatırlatan Bayülgen, -2 derece nedeniyle hayatın durmasını eleştirdi.
“Ben bu ülkede doğdum, bu ülkede öleceğim” diyen ve Türkiye’yi beğenmez biriymiş gibi görünmek istemediğini anlatan ünlü şovmen, şartlardan memnun olmadığını, bu ülkenin ve istanbul’un çok daha iyi şartları hak ettiğini anlattı.
EVSiZLERE YAPıLAN HiZMETLER
Bu arada bir sonraki akşam Medya Kralı programında konuya tekrar değinen Okan Bayülgen, sözlerinin belediyeleri kötülemek için olmadığını vurgulayarak Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı önemli bir hizmeti anlatmak için Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü Tayfun Karali’yi canlı yayına bağladı. Karali, soğuk kış günlerinde, sokakta yaşayan insanları Darülaceze’de toplayarak çeşitli hizmetler sunduklarını anlattı.
Son Yorumlar